Bize bahşedilmiş bir armağan olan hayatımızın işlevselliğini, güzelliğini, içinde var olan mükemmellikleri ve daha pek çok şeyi çoğu zaman fark edemiyoruz. Fark edemediğimiz bu hayat güzelliklerinin arasında “kendimiz” de varız şüphesiz ki. Aklımızın, bedenimizin ve yüreğimizin potansiyelinin farkında değiliz. Bu yüzden aklımızdan, bedenimizden ve yüreğimizden yeterince istifade edemiyoruz.

Şimdi şöyle bir düşünelim birlikte; her birimize birer otomobil, gemi (yat), uçak, tren armağan edilmiş olsun. Hepsinin de her türlü ihtiyacımızı görecek donanımları var. Bizi hedefimize ulaştıracak her türlü teknik imkâna sahip bu armağanlar.

Biz ne yapıyoruz peki?

Bize bahşedilmiş olan bu özel armağanları; otomobilleri garajda, uçakları hangarda, gemileri liman veya tersanelerde, trenleri istasyonlarda atıl bir vaziyette bekletiyor ve adeta çürümeye terk ediyoruz. Ya da bütün bunları bize sunulma amaçları; kullanım kılavuzları, hedefe doğru hareket ettirme, götürme, ulaştırma özelliklerine aykırı bir biçimde hor kullanarak heder ediyoruz. Heba ediyoruz.

Aklımızı, zekâmızı, zihnimizi, bilincimizi, bilinçaltımızı, yüreğimizi, ruhumuzu, bedenimizi; gözlerimizi, ellerimizi, ayaklarımızı, midemizi velhasıl bütün benliğimizi varlık sebep ve hassasiyetleri dışında ya tamamen atıl bırakıp çürümeye terk ediyoruz ya da akıllı telefonları akılsızca kullandığımız gibi yüklü olan uygulama ve programların detaylarına aykırı davranarak hor kullanıyoruz.

Yani üzerini örtüp baskılayarak bilinçaltımıza gönderdiğimiz düşüncelerimiz yüzünden konfor alanlarımızdan çıkamıyoruz. Peki ne bu düşünceler? Şöyle örnek verebiliriz:

“Eyvah! Kımıldayamıyorum.”

“Hedefime ulaşamıyorum.”

“Hareket edemiyorum. İmkânım yok.”

“Elimden tutanım yok.”

“Bu sistem neden sürekli hata veriyor böyle?”

“Kapasitem neden hemen doldu?”

“Bunu yapmak istiyorum ama zamanım yok!”

“Bunun camı çizilmez deniyor ama ben yine de bir ekran koruyucu taktırayım.”

“Her şeye bir kılıf bulmak gerekli!”

“Benim aracım herkesinkinden daha görkemli olmalı.”

“Daha az yakıtla daha çok yol gitmeliyim.”

“Mümkünse arabam kendi kendine park etmeli, etrafındaki her hareketi fark etmeli, uygun olmadığında orayı hemencecik terk etmeli…”

“Bu teknenin dümenine sanki başka birisi hükmediyor.”

“Bu uçağın kontrolünü sanki başka birisi ele geçirmiş.”

“Daha iyi bir evim, daha üst segment bir arabam, daha yüksek bir makamım, daha lüks bir makam odam olmalı, değil mi?

Sorular sorular; cevabını vermekte zorlandığımız sorular…

Bahaneler… mazeretler… şikayetler…

Kalıplaşmış yargılarımız, hayatın kıymetini adeta yok sayan düşüncelerimiz sürekli kafamızda dönüp duruyor.

Sonra ne oluyor? Ben size söyleyeyim:

Çok yanlış bir ifade ile hayat gailesi ya da yaşam mücadelesi dediğimiz, hayat adına anlamsız koşturmacalar içerisinde hayatı fark etmeyi unutuyoruz. Yüce Yaratıcımızın bize bahşettiği hayatlarımızı garajlarımızda, limanlarımızda, hangarlarımızda, çeşitli istasyonlarımızda (konfor alanlarımızda); içimizdeki sabotajcının çıkardığı gürültülerle endişe, kaygı ve korkularımızın duvarları arasına hapsederek hayatı hayata ve kendimize zehir ediyoruz. Bir de üstüne “iyi yaşadığımızı” zannediyoruz. Yani önce kendi kendimizi sonra da en yakın çevremizden başlayarak herkesi kandırıyoruz. Kandırdığımızı sanıyoruz.

Daha başka bir deyişle bize; düşünmek, fark etmek, sevmek, umut etmek, hayal etmek, harekete geçmek, önce kendimize sonra da en yakınlarımızdan başlayarak bütün canlılara faydalı olabilmek, iyi olmak, iyilikleri, güzellikleri çoğaltmak, üretmek, keşfetmek, potansiyelimizin hakkını vermek gibi ulvi gayeler için armağan edilmiş olan hayatımızı heba ediyoruz.

Tüm bunları yapıyoruz, tamam. Peki bu olumsuz durumlardan nasıl kurtulacağız?

Öncelikle kendi bedenimizin, zihnimizin ve yüreğimizin “kontrolünü” yaparak konfor alanımızdan çıkmak için adım atmalıyız. Arabayı yola çıkarmadan önce garaja inip arabayı temizlemeli, kilidi açıp aracın bakımını yapmalı; sonrasında yol durumunu kontrol edip olması gereken şekilde yola koyulmalıyız. Sonra da “Biz kimiz? Neyiz? Bu hayat neden bize armağan edilmiş?” sorularının cevaplarını arayarak bize bahşedilen yaşamımızın gayesini bulmalıyız.

Konuyla ilgili videomuz:

Etiketler: Blog

Osman GÜZELGÖZ

Uluslararası (ICF) Onaylı; Yaşam Koçluğu, Eğitim ve Öğrenci Koçluğu, Aile ve İlişki Koçluğu, Yönetici Koçluğu sertifika programlarını tamamladı. Halen bu alanlarda Profesyonel Koçluk yapmaya; konferans, seminer ve eğitim vermeye devam ediyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.