Pek çok insan, kendisinin kim olduğunun herkes tarafından bilinmesini ister. Önemli birisi olduğu ile ilgili bir onaylanma ihtiyacından kaynaklanan ve bazen hastalık derecesine varan bir davranış kalıbıdır bu. Yani “arkalı” bir insan olduğunun bilinmesi ve kendisine buna göre muamele edilmesi arzusunun dışa vurumundan bahsediyoruz. Bu dışa vurumun en klasik cümlesi ise şudur:

“Sen benim kim olduğumu biliyor musun?!”

Bu cümleye daha çok trafik kontrollerinde, rutin resmi uygulamalarda, memurlara karşı güç gösterilerinde, bazı sorumluluk ve cezalardan “sıyırmak” yaklaşımı ile rastlıyoruz. Bu, bir anlamda kendini daha üstün ve güçlü görenlerin daha güçsüz belki de sahipsiz gördüklerine “parmak sallama” hareketinin sözel ifadesi oluyor.

Geçtiğimiz ay resmi bir işim için bir ilçe nüfus müdürlüğüne gitmiştim. Ben de herkes gibi numaramı alıp sıramı beklemeye başladım. İçeriye kerli ferli bir adam girdi. Kılık kıyafeti, yürüyüşü ve davranışları ile ilgili bir şey söylemek istemiyorum. Çünkü “genelleme” ve “etiketleme” yapmak istemiyorum. Ama sonuç olarak bir memura parmak sallanma durumuna gelindi ve o ünlü cümleyi hepimiz duyduk: “Sen benim kim olduğumu biliyor musun!”  Memur arkadaş gayet sakin ve saygılı bir şekilde cevap veriyordu: “Hayır efendim, ben sizin kim olduğunuzu bilmiyorum! Sadece görevimi yapıyorum. Sizden bu evrakı istemek durumundayım. Sizin de bu sorumluluğu yerine getirmeniz gerekiyor…” Adam belki de dominant olmak alışkanlığı ile dozu aşkın özgüveninin rüzgârını artırarak daha da genelleştirdi söylemini: “Müdür gelsin buraya! Seninle niye muhatap oluyorum ki? Siz benim kim olduğumu biliyor musunuz?!”

Haydaaa! Gördünüz mü, iş giderek büyüdü. ‘Sen benim’den ‘siz benim’e geldik sonunda… Ben dayanamadım ve çok kibar bir biçimde o kerli ferli adama yaklaştım. Ceketinin arka kısmında bir kabarıklık olup olmadığını da kontrol ederek nazik bir ifade ile “Affınıza sığınarak ben de size sorabilir miyim; acaba siz kendinizin kim olduğunu biliyor musunuz? Asıl sormanız gereken soru bu değil mi sizce?” dedim. Bütün memurlar, bekleyen vatandaşlar ve muhatabımız şaşkınlıkla bana bakıyorlardı. Kim bilir, belki de kimse o şahsa böyle bir soru sormamış veya bunu ona hatırlatan olmamıştı.  

Peki siz de kim olduğunuzu başkalarının bilmesini isteyenlerden misiniz? Açıkça söylemeseniz bile ara sıra içinizden çevrenizdekilere, sizden daha güçsüz olduğunu hissettiklerinize “Siz benim kim olduğumu biliyor musunuz?” cümlesini içinizden geçiriyor musunuz? Veya herkese bunu söyleyebilecek kadar “arkalı” birisi olmayı istediniz mi hiç? Böyle olsaydı da ben de bunun havasını atsaydım, diyor musunuz?

İnsanın ille de birileri tarafından tanınması, bilinmesi, onaylanması, öncelenmesi ya da “kim olduğunun” ille de bilinmesi şart mıdır? Aslolan, insanın kendini bilmesi değil midir? Önemli olan, insanın kendini tanıması değil midir? Siz kendinizi bilseniz ve tanısanız alem sizi tanımasa ne yazar? Ya da alem sizi tanısa, bilse, “arkanızdan” dolayı sizi öncelese ama siz kendinizi bilmiyorsanız, tanımıyorsanız ne kıymeti var?

Şimdi gelin, hep birlikte konunun ve kendimizin özüne dönelim ve soruyu kendimizi muhatap alarak kendimize soralım:

“Sen benim kim olduğumu biliyor musun?”

Sonra objektif, açık, net ve dürüst cevap verelim; gerçekten biz kendimizin kim olduğunu biliyor muyuz? Kimiz biz? Neciyiz? Nereden geldik? Nereye gidiyoruz? Sahip olduklarımız; potansiyelimiz, imkân ve fırsatlarımız neler? Bize hangi sorumluluklar verilmiş ve bize hangi kaynaklar, güzellikler, özellikler bahşedilmiş? Hayatı en güzel şekilde yaşamak istiyoruz belki fakat bu hayatın hakkını verebiliyor muyuz?

Hani Yunus Emre diyor ya:

İlim ilim bilmektir,

İlim kendin bilmektir

Sen kendini bilmezsen

Bu nice okumaktır…

Sizce daha kendini bile bilmeyen birinin çıkıp millete “Siz benim kim olduğumu biliyor musunuz?” demeye hakkı var mıdır? Hadi başkasını bir kenara bırakalım; bizim öncelikle bilmemiz ve üzerinde durmamız gereken gerçek “kendimizi bilmek” değil midir? Kendimizi bilmek için okumak, dinlemek, düşünmek; kendimizi bilerek yaşamak, konuşmak ve susmak bizi daha huzurlu ve mutlu kılmaz mı? 

Bütün bu soruların cevabını ararken yeniden kendimize, hayatımıza, korktuklarımıza ve umduklarımıza; başkalarının bizi bilmesine olan ihtiyacımıza ve özümüzün asıl gereksinimlerine bakarak sormaya devam edelim isterseniz:

Gerçekten kendimizin farkında mıyız?

Kendimiz adına bilinçli farkındalıkla olumlu adımlar atabiliyor muyuz?

Kendimize soracağımız “Sen benim kim olduğumu biliyor musun?” sorusu ve bu soruya cevap vermek üzere yeniden kendimizi tanımak ve bilmek adına atacağımız adımlar, hayatımızı olumlu anlamda değiştirecek ve pek çok detay ile ilgili olarak aradıklarımızı bize gösterecektir…

Konuyla ilgili videomuz:

Etiketler: Blog

Osman GÜZELGÖZ

Uluslararası (ICF) Onaylı; Yaşam Koçluğu, Eğitim ve Öğrenci Koçluğu, Aile ve İlişki Koçluğu, Yönetici Koçluğu sertifika programlarını tamamladı. Halen bu alanlarda Profesyonel Koçluk yapmaya; konferans, seminer ve eğitim vermeye devam ediyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.