Sinema hepimizin aşina olduğu özel bir kavram… Resim – Heykel, Müzik, Tiyatro, Dans, Mimari, Edebiyat gibi sanatların tamamını bir şekilde içerisinde barındıran sinema, 7. Sanat olarak kabul edilmektedir. Bu bakımdan insan üzerinde her açıdan etkili olabilen ve hayatımızda çeşitli şekillerde hep yer alan özel bir güçtür artık “sinema”.

Sinema belki de gücünü, bu gücü elinde bulunduranların fikirlerini, inançlarını, sistemlerini zihinlerimize yerleştirmek üzere kullandıkları mesajlarından almaktadır.Bu mesajlar; kaynaktan HEDEFLERE (izleyenlere, bizlere) farklı sanat ögeleri kullanılarak ve trilyonlar harcanarak en hızlı ve etkili biçimde ulaştırılabilmektedir. Teknolojik gelişmeler, telekomünikasyon sınırsızlığı, iletişim mecralarının yaygınlaşması, internet gibi unsurlar sayesinde sinema; televizyon, bilgisayar, tablet ve telefonlarımız aracılığı ile artık evlerimizde, ofislerimizde; her anımızda ve hep yanımızdadır.

Aslına bakarsanız dünyamız da bir sinema ve bizler de birer film olarak yaşıyoruz hayatı. Rollerimiz var. Zihnimize çeşitli yollarla yerleştirdiğimiz “tekstler” (kavramlar, kalıplar, semboller, sözler) konuşturuyor ve yönetiyor bizi. Bu dünya sinemasında bir İLAHİ cast (oyuncu seçimi) ve rol dağılımı var, bir de İNSANİ olanı. Yani Allah’ın hayata dair bizler için dağıttığı roller; verdiği görevler ve sorumluluklar ve bizim hayatımızla ilgili rol seçimlerimiz var. Renkler, ahenkler, mekânlar ve mesajlar var hayatımızın sinemasına ve rol aldığımız filme dair…

Video kanalımıza bir sinema ve film içeriği çekmeden önce bütün bunları düşündüm. Benim sinema merakım ve maceram adeta bir film şeridi gibi gözümün önünden geçti. Epey eskilere gittim; çocukluğumun bize; azı çok yaşatabildiği, bugün eksik diye dudak büktüklerimizi fazla fazla hissedebildiğimiz mutlu, huzurlu günlerimizin sinema hatıraları canlandı zihnimde.

1960’lı yılların sonuna doğru Urfa’da bugüne göre daha fazla sayıda sinema vardı. Şehir, Atlas, Türkmen, İnci, Vatan sinemaları; bunların kışlık ve yazlıkları… Kent ve Renk gibi sadece yazlık olan sinemalar… En arka sırada ya da balkonda localar, aile bölümleri… Türkmen Sineması’nın içinin resimlerle süslü, harika atmosferi… Girişte ancak iki büklüm olarak bilet alabileceğiniz, minicik, penceresi demirli gişeler… Kapıda kontrol edilip yarısı kesilen biletler ve bu işi dikkatle yapan biletçiler… Sizi ellerinde fenerlerle karşılayan, yerinizi gösteren ve mutlaka bahşiş bekleyen, vermezseniz uygun bir dille (!) bahşişini isteyen teşrifatçılar… Bir de film afişlerinin yapıştırıldığı kocaman tahtaları sırtlarına alıp şehirde gezdirerek sesli duyuru ve tanıtım yapan “mobil reklam araçları” haline gelmiş insanlar hatırlıyorum o günlerden.

Siyah beyaz filmler; aktör ve aktrisler… Seslendirme ve film müziklerinin farklılıkları… Bugün pek çoğu ile dalga geçilen replikler, uzun uzun bakışmalar, göz süzmeler… Ne zaman konuşacaklar acaba diye meraklanan seyircilerin bekleyişleri… Hemen hemen hepsini o zaman sadece filmlerde görebileceğimiz kostümler, hele ille de o kostümler, mekânlar, evler arabalar… Enteresan film müzikleri, şarkılar, türküler, çeşit çeşit danslar…  

Öyle yapımcıymış, yönetmenmiş, prodüktörmüş, miksmiş, castmış, tekstmiş, aktörmüş, aktrismiş; bu gibi kavramların çok bir şey ifade etmediği günlerdi o günler! Varsa yoksa filmin oğlanı, oğlanın sevdiği filmin kızı, filmin en kötü adamı olarak da hayınların kralı bilinirdi

Filmlerde rol alan herkese artiss (artist değil yani) denirdi o zaman. Ara sıra şaka yollu veya ikaz amacı ile “Artislik yapma!” uyarısı yapılırdı ikili diyaloglarda. Filmin oğlanı, kızı kurtarmaya gelirken bütün seyirciler ayağa fırlar, alkışlarla bu kurtarma operasyonuna canlı olarak katılırlardı. Hatta kendisine kurulan tuzağı ya da pusuyu filmin oğlanına haber vermek için oldukça heyecanlı bağıranlar olurdu seyirciler arasında.

İnci ve Atlas Sinemaları pazar günleri “7 Film Birden” uygulaması yapardı! Özellikle de karate filmleri salgınının yaygın olduğu günlerde genellikle 9 – 15 yaş grubu çocuklar sabah 9’dan itibaren sinemaya doluşur; klimasız ve penceresiz, tıklım tıklım dolu, havasız sinemada kan ter içerisinde akşama kadar film izlerdi. Molalarda veya film değişim aralarında bu çocuklar beyaz perdenin önündeki platforma fırlar ve filmde izledikleri bazı karate tekniklerini birbirlerine uygulardı. O günlerde Urfa’da o kadar çok Buruç Lii (Bruce Lee), Vank Yu (Wang Yue) vardı ki anlatamam!

Günümüzde ise film ve dizi platformlarının televizyon, tablet, telefon gibi aletler üzerinden internet aracılığı ile her anımızda ve hep yanımızda olduğunu söylemiştim. Bunu bir şikâyet ve mızmızlık vesilesi yapmak yerine şu gerçekle yüzleşmemiz daha isabetli olur bence:

Her teknolojik imkânı olumlu veya olumsuz, faydalı ya da faydasız kullanıp değerlendirmek bizim elimizde. Bizim vereceğimiz karara bağlı bu. Film ve dizi izlemek de buna dahil anlayacağınız. Kararınızı kendi adınıza olumlu hale getirmek açısından yardımcı olmak için, benim bu konuda uyguladığım yöntemi sizlerle paylaşmak istiyorum.

Bazen sadece deşarj olmak, eğlenmek için çeşitli filmleri, dizileri, belgeselleri bilinçli bir biçimde seçerek izleyebiliriz. Dünyada olup bitenlerden haberdar olmak, bilgi edinmek, verilmek istenen mesajları değerlendirmek; çeşitli konularda gelişimimize destek olmak gibi amaçlarla da sinema ögelerinden yararlanılabilir mutlaka. Bize çok kıymetli bir armağan olarak sunulmuş olan zamanı heba etmemek için dozunu ayarlayarak, bilerek, seçerek ve gereğinden fazla zaman ayırmamak koşulu ile siz de çeşitli dizi ve filmler izleyebilirsiniz elbette.

Bunun için sade bir 4 N Kuralı uygulayabiliriz mesela:

Ne izleyeceğiz?

Neden izleyeceğiz?

Nasıl izleyeceğiz?

Ne kadar izleyeceğiz?

Aslında hayatın pek çok alanında vereceğimiz kararları etkileyebilecek bu soruları kendinize sorup objektif ve dürüst cevaplar vererek her alışkanlığımızı faydalı hale getirmek mümkün.

Dünya sinemamızda sürekli vizyonda olan KENDİ filmimizi, rollerimizin yani bir anlamda hayatın hakkını verebilmeyi, bütün sanatların aslında FARKINDALIĞIMIZ için önemli ve etkili birer araç olduğunu da unutmayalım lütfen.

İyi seyirler diliyorum…

Konuyla ilgili videomuz:

Etiketler: Blog

Osman GÜZELGÖZ

Uluslararası (ICF) Onaylı; Yaşam Koçluğu, Eğitim ve Öğrenci Koçluğu, Aile ve İlişki Koçluğu, Yönetici Koçluğu sertifika programlarını tamamladı. Halen bu alanlarda Profesyonel Koçluk yapmaya; konferans, seminer ve eğitim vermeye devam ediyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir