Biz, soru sormaktan korkan ve soru sorulmasından pek de hoşlanmayan insanlarız. Çocukluğumuzdan itibaren bu “soru endişesi” bilinçaltımıza adeta kazınıyor. Ben çok iyi hatırlıyorum; çocukluğumuzda biraz fazla soru sorduğumuzda bize “Eee yeter artık! Piç’in babasını soruyorsun adeta!” derlerdi. Biraz daha ileri gidilmesi durumunda karşımıza tehdit içeren bir uyarı gelirdi hemen “İnsanın başına ne gelirse meraktan gelir!” Ha bir de yazımızın başlığına koyduğumuz deyim var bilirsiniz: “Sorma gitsin!..”

Bunlara benzer daha pek çok olumsuz kalıplama örnekleri verebiliriz. Peki neden soru sormak bu kadar “tehlikelidir” bizim gözümüzde? Bütün bunların sebebi aşağıdaki hususlar olabilir:

Soru sormayı bilmemek.

Cevap vermeyi bilmemek ya da istememek.

Kendimizi savunma durumunda bırakılmış hissetmek.

Açık ve dürüst olamamak endişesi.

Kendimizle ve bize dair çeşitli olumsuzluklarla yüzleşme korkusu.

Aile, çevre, okul, eğitim, toplumsal kabuller, kendisinden güç bulduğumuz ve sırtımızı yasladığımız çeşitli otoritelerin manipülatif yaklaşımlarını kabullerimiz…

Sebebi ne olursa olsun soru sormayı ve sorgulamayı bazen sevsek ve arada yapsak bile bize soru sorulmasından ve sorgulanmaktan sıkıldığımız, bunu asla istemediğimiz çok açık. Zaten bize sorulsa bile soranı (merak edeni) tatmin edecek ve rahatlatacak cevaplar vermemiz (ya da cevap alabilmemiz) pek mümkün değil gibi.

Bu konunun asıl mağdur ve mazlumları ise daha çok çocuklarımız. En cesur, en güçlü ve ucu en açık soruları ancak çocuklar sorabiliyor. Çünkü çocuklar fıtratları ve gelişme süreçleri gereği en meraklı varlıklar. Öğrenme ve büyümelerinin en önemli argümanı da sorular elbette. Bu yüzden biz en çok bu çocukların sorularından ve meraklarından rahatsız oluyoruz. Kendilerini tatmin edecek cevabı alıncaya kadar soru sormanın, merak etmenin peşini bırakmayan çocukların bu ısrarcı tavırları kolayca sabrımızı taşırıyor. Sonra da onlara ya yalan yanlış cevaplar veriyoruz ya da “İnsanın başına ne gelirse meraktan gelir!” tehdidi ile onları susturma yolunu seçiyoruz.

Bu durumumuzu izah etmeye başlarken ilk sebep olarak “Soru sormayı bilmemek.” diye bir hususu yazdık ya… Şimdi oraya dönelim ve devam edelim:

Sizce biz soru sormayı biliyor muyuz? Hayır elbette! Kesinlikle bilmiyoruz soru sormayı.

En çok kullandığımız 3 soru kalıbımız var; Neden… Niçin… ve NİYE…

Bizi bahane ve sebep üretmeye, hemen savunmaya geçmeye, asıl farkındalıktan uzaklaştırıp kendi kendimizi kandırmaya götüren soru kalıpları bunlar.

Neden böyle oldu ki?

Niye bunlar hep benim başıma geliyor?

Niçin hep bana rastlıyor bu olumsuzluklar?

Neden başaramıyorum?

Niçin istediklerim olmuyor?

Niye ben böyle çok mutsuzum?

Sen neden beni anlamıyorsun?

Niye beni hiç kimse sevmiyor?

Niçin benim de……….  

Böyle uzayıp gidiyor işte niyeler, nedenler, niçinler. Siz de en çok sorduğunuz sorulara bakın isterseniz. Çoğunluğunun bu kalıpları içerdiğini ve böyle sorulduğunu fark edeceksiniz.

Eğer hayatınızda bir şeyleri değiştirmek, olumsuzlukları olumluya dönüştürmek istiyorsanız öncelikle merak etmekten ve soru sormaktan korkmamanız gerekiyor. Sık sık merak edecek ve öğrenmek için mutlaka soracaksınız. Birey olabilmenin, gerçekten özgür kalabilmenin, öğrenebilmenin, gelişmenin ve hayatı olduğu gibi tanıyıp hakkını vererek yaşayabilmenin en önemli unsurları merak etmek ve soru sormak çünkü…

Önce, merak etmekten ve soru sormaktan korkmayacaksınız.

Sonra da merak eden ve soru soran çocuklara karşı anlayışlı, dürüst, açık olacak ve bilmek istedikleri şeyleri onlara açıklayacaksınız. Yani soru sorulmasından da korkmayacaksınız.

Bunu başarabilmek için size bir ipucu vereyim de işiniz kolaylaşsın:

Soru kalıplarınızı değiştirin!

Neden, Niçin ve Niye’leri hemen terk edin. Unutun bu kavramlarla soru sormayı. Zihninizi arındırın. Sonra bunların yerine Ne, Nerede, Nereye, Neler, Nasıl, Başka kavramlarını yerleştirin. Sorularınız cesur, güçlü ve açık uçlu olsun.

“Sorma gitsin” demeyin sakın! Bunun yerine, şöyle sormaya başlayın mesela:

Bu olup biten acaba bana NE anlatıyor?

Bu durumda kendimi NASIL hissediyorum?

Şu anda NEREDE bulunuyorum?

NEREYE gitmek istiyorum?

Bu durumu NASIL değiştirebilirim?

Gitmek istediğim yere NASIL gidebilirim?

NASIL daha huzurlu ve mutlu olurum?

Memnun olmadığım bu durumun oluşmaması için ben NELER yapabilirim?

Bu konuda BAŞKA neler yapabilirim?

Hadi bir de kitap tavsiye edip son noktayı koyalım şimdilik:

“Sorularınız Değişirse Hayatınız Değişir.” (Dr. Marilee Adams)  

Konuyla ilgili videomuz:

Etiketler: Blog

Osman GÜZELGÖZ

Uluslararası (ICF) Onaylı; Yaşam Koçluğu, Eğitim ve Öğrenci Koçluğu, Aile ve İlişki Koçluğu, Yönetici Koçluğu sertifika programlarını tamamladı. Halen bu alanlarda Profesyonel Koçluk yapmaya; konferans, seminer ve eğitim vermeye devam ediyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir