İnsan düşünce, duygu ve davranışlarından ibaret bir anlamda… Hani hep söylüyoruz ya beden, zihin ve ruh üçlemesinden oluşan bir sistemiz, diye. Aynen öyle! Zaten önemli olan da öncelikle bu sistemi bilmek, anlamaya, tanımaya çalışmak, buna inanmak ve sistemin en önemli unsurunun DENGE olduğu gerçeğini gözden kaçırmamak. Denge varsa, dengeyi sağlayabilmişsek ve koruyabiliyorsak sistemimiz (hayatımız) daha huzurlu ve mutlu olabiliyor. Ama eğer dengeyi bozmuşsak, zedelemişsek; beden, zihin ve ruh unsurlarının dengesini sağlamak hususunda kantarın topuzunu kaçırıyorsak bedensel, zihinsel ve ruhsal sağlığımızın bozulması, huzur ve mutluluğu bulabilme ihtimalimizin azalması da kaçınılmaz olacaktır.

Günümüz insanı hem kendisi hem de çevresindeki bütün insanlarla ilgili daha çok “davranış” konuşmakta, davranışlar üzerinde durmakta, yorumlarının, eleştiri ve şikayetlerinin merkezine sadece “davranışları” koyarak bir şeyleri değiştirmeye çalışmaktadır. Oysa biz biliyoruz ve diyoruz ki “Davranış sadece bir sonuçtur ve bu sonuç kendi kendine meydana gelmez. Her davranışın arkasında mutlaka bir duygu ve-veya düşünce vardır.” Ve yine diyoruz ki “Hiçbir davranış, arkasındaki duygu ve–veya düşünce anlaşılmadan, bu duygu ve düşünceler üzerinde yeteri kadar durulmadan değiştirilemez…”

Kendimize, hayatımıza, çevremize, insanlara bu pencereden bir kere daha bakalım şimdi:

Hangi davranışlarımızı, hangi alışkanlıklarımızı, hangi reflekslerimizi değiştirmek istiyoruz? Gerçekten değiştirmek istiyor muyuz? Bizi huzursuz kılan, mutlu etmeyen, yanlış veya eksik bulduğumuz davranışlarımızı değiştirmek için sadece bu davranışları konuşmakla mı yetiniyoruz? Bu davranışlarımızın arkasındaki duygu ve düşüncelerimizin neler olduğunu merak ediyor muyuz? Bu sonucu doğuran asıl sebepleri bilmek istiyor muyuz? Değiştirmek istediğimiz davranışımızın arkasındaki duygu ve düşüncelerle yüzleşebiliyor muyuz?

Konunun daha iyi anlaşılması için benim insanlarda en çok rastladığım bir davranışı örnekleyerek devam edelim:

İnsanların, arka plandaki duygu ve düşünceleriyle yüzleşip bunların kaynağına inerek asıl değiştirmeleri gereken en zararlı davranışlarından birisi “kendi kendilerine sürekli olarak yalan söylemeleri” ya da “kendi kendilerini devamlı olarak kandırmaya çalışmalarıdır!” Bunu nasıl yapıyoruz sizce? Tabii ki “kendi kendimizi her zaman aklayarak ve kendi kendimizden kendi gerçeklerimizi saklayarak!”

Öncelikle kendimize sonra da diğer insanlara bakarak şöyle bir tespit yapabiliriz sanırım:  

“İnsan mütemadiyen kendi aklı, bahaneleri, gerekçeleri ile avunan ve kendinden sakladıklarını devamlı bir biçimde savunan bir canlıdır…” Bu gerçek neye, nelere sebep olmaktadır peki? Yani sürekli olarak kendimizi aklamaya ve kendimizden bir şeyler saklamaya çalışmak “davranışlarımızı değiştirmek-değiştirmemek” konusunda nasıl bir sonuç çıkarmaktadır önümüze?

Değişime direnmek,

Değişmemek için bahane uydurmak,

Aslında değiştirmek istediği ama bir türlü değiştiremediği her davranışı için kendince bir gerekçe bulmak,

Kendisini huzurlu ve mutlu kılmayan davranışları ile hayatına devam edebileceğine kendini inandırmak,

Yapamadıklarının imkânsız olduğuna, yaptığı yanlışların da savunulabilecek davranışlar olduğuna kendini ve herkesi inandırmaya çalışmak…

Şimdi, bunlara bir son vermek için bir beyaz kâğıt alalım ve ortadan bir çizgi çizerek iki bölüme ayıralım. Bir tarafına kendimizle ilgili AKLADIKLARIMIZI diğer tarafına da kendimizden SAKLADIKLARIMIZI yazalım. Bahanelerimizi, gerekçelerimizi, sebeplerimizi, avunduklarımızı ve savunduklarımızı yazalım. Tekrarlamamızın bize huzur ve mutluluk vermediği; bize, yakınlarımıza, hayatımıza, çevremize olumlu hiçbir faydası olmayan belli başlı davranışlarımızı yazalım. Sonra bunların içerisinden öncelikli olarak değiştirmek istediğimiz 5 tanesini belirleyelim. Değişime hangisinden başlayacağımıza karar verelim. Bu kararı verirken mümkünse en kolayından başlamayı seçelim. Sonra da bu “değişim” için eylem adımlarına geçelim.

Bazı davranışlarımızı değiştirebileceğimize inanmak bu yolculukta en temel unsurdur. Bunun için şunları bilmek hayati önem taşımaktadır:

“Bir davranış sadece bu davranış konuşularak, eleştirilerek, şikayet edilerek ya da bu davranış için çeşitli aklamalar ve saklamalar yapılarak değiştirilemez…”

Ve yine:

“Öğrenilerek sonradan edinilmiş bütün davranışlar, arkasındaki duygu ve düşüncelere ulaşılarak bunlar üzerinde gerektiği gibi ve yeterli bir biçimde çalışılarak değiştirilebilir…”

Bu önemli hususlar ve gerçeklerden yola çıkarak atacağımız ilk eylem adımımız; değiştirmemizin bize huzur ve mutluluk vereceğine inandığımız bu davranışımızdan vazgeçemememizin arkasındaki duygumuzu veya düşüncemizi bulmaya çalışmak olsun. Değiştirmek istediğimiz bu davranışımızın arkasındaki duygu ve düşünceyi bulmak, bilmek, bunlarla yüzleşmek, konuşmak bu konuda atacağımız en önemli adımdır zaten…

İlk çalışmamızı kendimizi nasıl akladığımız ve kendimizden neleri sakladığımız gibi hayatımızı çok yakından ilgilendiren bir davranış üzerinde yapabiliriz.

Var mısınız; kâğıdın bir tarafına kendimizle ilgili akladıklarımızı diğer tarafına da sakladıklarımızı dürüstçe yazarak başlamaya!

Konuyla ilgili videomuz:

Etiketler: Blog

Osman GÜZELGÖZ

Uluslararası (ICF) Onaylı; Yaşam Koçluğu, Eğitim ve Öğrenci Koçluğu, Aile ve İlişki Koçluğu, Yönetici Koçluğu sertifika programlarını tamamladı. Halen bu alanlarda Profesyonel Koçluk yapmaya; konferans, seminer ve eğitim vermeye devam ediyor.

1 Yorum

AHMET DOĞANLAR · 27/07/2021 at 12:29

MÂŞÂALLAH.KENDİMİZİ ANLASAK ÇOK ŞEYİ ÇÖZERİZ…🌺

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.