Bu yazıyı okumadan ve yine bu yazının konusu ile ilgili video içeriğimizi izlemeden önce özellikle iki kavram ve hayatımızın merkezindeki bir ifadeyi tam olarak bilmemiz, anlamamız ve kabul etmemiz gerekiyor. Bunlar kavram olarak “Kelebek Etkisi” ve “Domino Teorisi” ile asla unutmamamız gereken “DENGE” ifadesidir.

Kelebek Etkisi: Bir sistemin başlangıç verilerindeki küçük değişikliklerin büyük ve öngörülemez sonuçlar doğurabilmesine verilen addır. Edward N. Lorenz’in çalışmalarından biri olan “Kaos Teorisi” ile ilgilidir. Daha sonralarda hava durumu ile ilgili verdiği şu örnek ile ünlenmiştir. Amazon Ormanları’nda bir kelebeğin kanat çırpması, ABD’de fırtına kopmasına neden olabilir. Farklı bir örnekle, bir kelebeğin kanat çırpması, dünyanın yarısını dolaşabilecek bir kasırganın oluşmasına neden olabilir. Bu kavram daha çok, yaratılan bir kaosun büyüyerek artmasını ifade eder. (Vikipedi)

Domino Etkisi (Teorisi): Pek çok alışkanlık ve faaliyetimizin birbiriyle ilişkisi vardır. Hayatın sistemleri ve insan davranışları arasındaki şaşırtıcı bağlılık olduğu açıktır. Kısaca; sebep olduğumuz bir gelişmenin, olayın, durumun başka olayların başlamasına da sebep olması; bir nevi zincirleme etkileşim meydana getirmesidir domino teorisi…

DENGE: Hayatın merkezindeki en önemli gerçek. Beden – Zihin ve Ruh Dengesi… Eko Sistem Dengesi, Konuşma – Susma Dengesi, Düşünce – Duygu – Davranış Dengesi… gibi.

Yaratıcımız bütün kâinatı, evrendeki bütün varlıkları, canlıları; toprağı, suyu, havayı, ateşi; insanı, hayvanı, bitkileri, çiçekleri, ağaçları, okyanusları ve denizleri; galaksileri, yıldızları, ay ve güneşi sayısal, bölgesel, niteliksel anlamda hep DENGE sistemine göre yaratmıştır. Yani başka bir deyişle her şey BİR ŞEY’e, bir şey de HER ŞEYE bağlıdır.

Son zamanlarda en çok duyduğumuz kavramlardan birisi olan MÜSİLAJ (deniz salyası) olayına bu pencereden bakmamız gerektiğine inanıyorum. Bozduğumuz DENGELERİN sebep olduğu etkileri görmemiz böylelikle belki biraz daha kolay olabilir. Bu şekilde MÜSİLAJ vakasını bizi ilgilendiren yönü ile anlayabilir ve davranışlarımızın, alışkanlıklarımızın nelere sebep olduğunu yeniden gözden geçirebiliriz.

Türkiye’de daha çok Marmara Denizi sahillerinde görülen ve aylardır temizlemeye çalıştığımız müsilajın bu kadar yaygınlaşmasının birkaç sebebini şöyle özetleyebiliriz; deniz suyu sıcaklıklarının mevsim normallerinin üzerinde olması, akıntı/durgunluk, tuz seviyesi, atıkların sebep olduğu azot – fosfor yükü ve kirlilik.

Eğer siz evrendeki her şeyin dengesini bozuyorsanız; toprağı, havayı, suyu (denizi) sürekli olarak kirletmeye devam ediyorsanız, her türlü atığı doğaya, toprağa, suya bırakıp keyfinize bakıyorsanız; kâinatın zenginliklerini hoyratça kullanıyor, bu güzelliklerin kıymetini bilmiyor ve DENGEYİ korumak adına hiçbir şey yapmadığınız gibi sürekli olarak bu dengeyi bozmaya devam ediyorsanız karşınıza müsilaj gerçeğinin çıkması kaçınılmazdır.

Aslında biz tabiata, Yaratıcımızın muhteşem bir denge ile muazzam bir biçimde VAR ettiği kâinata en az 50 yıl borçluyuz. Sayısal, niteliksel anlamda ve çeşit bakımından hep çok hususi bir DENGE ile yaratılan ve yaşatılan varlıkları çok kötü mirasyediler olarak ve her canlının hakkına tecavüz ederek har vurup harman savuruyoruz. Şimdi doğanın bir bölümünde (özellikle de Marmara Denizinde) karşımıza çıkan da bir çeşit borç tahsilidir. Tabiat kendisinden aldıklarımızın (aslında çaldıklarımızın) bedelini bize ödetmek istiyor.

Biz de müsilaj kavramını sadece Marmara Denizi ile sınırlı tutarak bu gerçekten kaçabileceğimizi sanıyoruz. Hayır! Yanılıyoruz elbette. Çünkü müsilaj bizimdir! Aklımızı başımıza almazsak ve asıl müsilajların nerede olduğunu görmezden gelmeye devam edersek havanın, toprağın, ateşin, suyun salyaları hayatımızın her aşamasında karşımıza çıkacaktır. Doğa, alacağını bizden tahsil ederken adeta burnumuzdan fitil fitil getirecektir.

Bedenimizdeki salyalara; zihnimiz ve ruhumuzdaki müsilajlara bi’ bakalım:

Bedenimizdeki fazla kilolar, yağlar, tembellikler, atalet… Çeşitli bedensel arızalar, kısa devreler… Hastalıklar…

Zihnimizdeki evhamlar, vesveseler, varsayımlar, akıl okumalar, yargılamalar, genellemeler, ya şöyle – ya böyle olursalar, etiketlemeler…

Ruhumuzdaki korkular, kaygılar, endişeler; ümitsizlikler, karamsarlıklar melankoliler, kırılganlıklar…

Daha sayayım mı? Beden – Zihin ve Ruh yapımızdaki DENGESİZLİKLERİN sebep olduğu müsilajlar bizim değil mi? Hayatımız bütün bunların salyaları arasında yaşayarak geçmiyor mu?

Etrafımıza bir bakalım; oturduğumuz evlerin, binaların, yaşadığımız semtlerin, şehirlerin beton salyaları üstümüze üstümüze gelmiyor mu? Beton müsilajları Marmara Denizi sahillerindekinden daha mı az korkutucu sizce? Kestiğimiz ağaçları, yaktığımız ormanları, gelişigüzel her yere attığımız çöpleri, meydana getirdiğimiz kirlilikleri daha ne kadar görmezden geleceğiz?

Şimdi tekrar yazımızın başına dönelim ve yaptığımız tanımlamalara bakalım:

Kelebek Etkisi, Domino Etkisi (Teorisi) ve DENGE kavramı çerçevesinden olaya bakınca şunu rahatlıkla söyleyebiliyoruz değil mi:

MÜSİLAJLAR bizimdir!..

Madem bizimdir o zaman bundan kurtulmak da bizim sorumluluğumuzdadır.

Bu gerçek ışığında öncelikle kendi kendimizle ve bizim olan müsilajlarımızla ilgili objektif, dürüst ve net bir DURUM TESPİTİ yapmalıyız. Böylelikle salyalardan kurtulmaya kendimizden başlamış oluruz.

Bugünden, şimdiden tezi yok bedensel, zihinsel ve ruhsal müsilajlarımızla yüzleşerek olumlu bir adım atabiliriz. Belki bu sayede en az 50 yıl borçlu olduğumuz doğa, borçlarımızla ilgili insaflı bir yapılandırma imkânı verebilir bize…

Konu ile ilgili videomuz:

Etiketler: Blog

Osman GÜZELGÖZ

Uluslararası (ICF) Onaylı; Yaşam Koçluğu, Eğitim ve Öğrenci Koçluğu, Aile ve İlişki Koçluğu, Yönetici Koçluğu sertifika programlarını tamamladı. Halen bu alanlarda Profesyonel Koçluk yapmaya; konferans, seminer ve eğitim vermeye devam ediyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.