Belimizin, zihnimizin ve ruhumuzun fıtıklarından kurtulabilmek için fazlalıklarımızı ve ağır yüklerimizi atmamız, hafiflememiz ve arınmamız gerektiğini biliyoruz değil mi? Kendimize, yetişme tarzımıza, kültürümüze, toplumsal ve çevresel faktörlerin etkilerine göre herhangi bir gereklilikle sırtladığımız yükleri daha fazla taşımamalıyız. Çünkü bu yüklerin sebep olduğu çeşitli maddi ve manevi hastalıklarla artık baş edemez duruma geldik.

Bedenimiz, zihnimiz ve ruhumuza yüklediğimiz fazlalıkları madde madde yazarak bunları en uygun zamanda ve en uygun yerde birer birer bırakabilmeyi başarmamız gerekiyor. Bunu fıtıklarımızdan kurtulmak ve rahatlamak için yapacağız. Ağrı, sızı ve acılarımızdan; huzursuzluk, ümitsizlik, güvensizlik ve karamsarlıklarımızdan; endişe, kaygı ve korkularımızdan kurtulmamız için; huzur ve mutluluğumuz için bütün fazlalıklarımızı, ağır yüklerimizi en kısa zamanda önce fark etmeli sonra da terk etmeliyiz.

Hem bedensel hem zihinsel hem de ruhsal bakımdan taşıdığımız yüklerin en önemlilerinin başında da akılsızca kullandığımız “akıllı telefonlar” geliyor. Hiçbirimizin elinden düşürmediği, başucundan ayırmadığı, adeta hepimizin benliğinin ayrılmaz bir parçası haline getirdiği bu telefonları akılsızca kullanım şeklimiz bir yandan zamanımızı harcamamıza sebep olurken diğer yandan bizi biz olmaktan uzaklaştırmakta, insani bazı özelliklerimizi erozyona uğratmakta, ikili iletişim ve diyalog fakirliği ile zihnimizde ve ruhumuzda çeşitli fıtıklara sebep olmaktadır.

Herkes telefonunu ne zaman, nasıl, hangi amaçla, ne kadar kullandığını bir düşünsün. Bizim tonlarla para vererek aldığımız ve güya sahip olduğumuzakıllı telefonların hepimizin zamanını, mekânını, aklını, bilincini, ruhunu adeta esir alarak bize sahip olduğunu görecek ve bana hak vereceksiniz.

Bazen bir araya gelen aile bireylerinin neredeyse tamamı aynı anda telefonları ile uğraşmakta; ya oyun oynamakta ya sosyal medya takip etmekte, ya mesajlaşmakta ya da WhatsApp gruplarında birbirlerine söz taşımaktalar. Kimsenin kimseyi dinlediği, kimsenin yüz yüze baktığı yok! Aynı mekânda buluşan ve sözüm ona muhabbet etmek durumunda olan insanlar bile uyarısı gelen her bildirimle ilgilenip sosyal medyadaki paylaşımlara cevap yetiştirmekten ve gayri medeni bir tavır sergilemekten imtina etmemektedir.

Akıllı telefon diye aldığımız bu cihazları yapan, satan, kontrol eden, geliştiren ve kullandığımız uygulamaların da arkasında olan sistemler, büyük şirketler hepimizin bütün profil bilgilerine ulaşabilmekte; eğilimlerimizi, meraklarımızı, isteklerimizi, fotoğraflarımızı, rehberimizdeki kişileri kaydedebilmektedir. Uygulama yüklerken bizden hayatımızın her detayına erişim izni istenmekte ve biz de bu izinleri rahatlıkla vererek bu tröstlerin her şeyimizi yönetmelerini daha açıkçası hayatımıza ait her detaya (yani bize) sahip olmalarını “kendi paramızla” sağlamaktayız.

Lafı fazla uzatmayalım isterseniz. Bütün bu yazdıklarımızın, hayatımıza hâkim olan bu durumların ortaya çıkardığı çeşitli beden, zihin ve ruh fıtıklarından kurtulabilmek için benim uyguladığım birkaç Fazlalık ve Yüklerden Kurtulma Yöntemini sizinle paylaşmak istiyorum:

  1. Ben telefonumdaki bütün bildirimleri kapattım. Siz de kapatın bence. Hayatınızı, işinizi, benliğinizi, çevrenizi, akışınızı gerçekten çok olumsuz etkileyecek olan varsa ona izin verin sadece. Bu gereksizliğin sizi gereksiz meşgul etmesine izin vermeyin.
  2. Bırakın her gün kullanmayı ayda bir bile kullanmadığınız bütün uygulamaları telefonunuzdan kaldırın. Silin hepsini! Gerektiği zaman internetten aradığınızı bulur veya sanal mağazasından istediğiniz uygulamayı yeniden indirirsiniz. Böylelikle her uygulama için herkese “Gelin benim bütün bilgilerime sahip olun! Mesajlarıma, fotoğraflarıma, rehberime, dosyalarıma erişebilirsiniz!” dememiş olursunuz.
  3. WhatsApp gruplarınızın hepsini silin. Kurumsal anlamda haberleşme amaçlı, hayatınızla ve özellikle işinizle ilgili çok gerekli olan gruplar kalabilir. Bu gruplarda “kopyala-yapıştır” tasarımlar, mesajlar paylaşıp herkese söz yetiştirmek yerine birebir iletişim kurmayı deneyin. Herkesin de sizinle birebir iletişim kurmasının yolunu açın. “Amacı dışında kullanılan” bütün bu grupların zamanınızı, huzurunuzu, insani diyalog özelliklerinizi çalmasına izin vermeyin.
  4. Telefonunuzu gece uyurken başka bir odada şarja takın ve kapatın. Hem telefonunuz uyusun hem de siz huzurla uyuyun. Göreviniz ve konumunuz gereği çok acil çağrılar almak durumundaysanız buna itirazım yok elbette. Ama böyle bir durumda olmadığınız halde telefonunuzun uyurken başucunuzda durmasının hiçbir anlamı ve faydası yoktur. Hatta çok da zararı vardır her anlamda.
  5. Şimdilik son yöntem: Telefonunuzla günde bir saat küsün! Sessize alın ve bu bir saat içerisinde hiçbir çağrıya, mesaja, bildirime, sosyal medya paylaşımına cevap vermeyin. 24 saat olan gününüzün 25 saate çıktığını hissedeceksiniz. Kazandığınız bu bir saati kendinizle baş başa kalarak, kendinizle sohbet ederek, müzik dinleyerek, kitap okuyarak, dinlenerek, hedef ve hayallerinizle hemhal olarak değerlendirebilirsiniz. 

Bütün bunları (belki de daha fazlasını) yapıp başardığınızda eskisine göre daha huzurlu, daha dingin, daha sakin, daha mutlu ve daha başarılı olduğunuzu fark edecek ve bana dua edeceksiniz. Dua demişken şunu eklemeden geçmek istemiyorum.

Ben uzun zamandan beri hep şöyle dua ediyordum:

“Allah’ım beni makam, mevki, menfaat, para, şöhret, mikrofon ve klavye şehvetinden koru!”

Şimdi bu duama bir ilave yapıyorum ve sık sık tekrarlıyorum:

“Allah’ım bizleri bilgisayar, klavye, internet, oyun; mikrofon, kamera, telefon ve sosyal medya şehvetinden ve bunları AKILSIZCA kullanmaktan koru!”

Konuyla ilgili videomuz:

Etiketler: Blog

Osman GÜZELGÖZ

Uluslararası (ICF) Onaylı; Yaşam Koçluğu, Eğitim ve Öğrenci Koçluğu, Aile ve İlişki Koçluğu, Yönetici Koçluğu sertifika programlarını tamamladı. Halen bu alanlarda Profesyonel Koçluk yapmaya; konferans, seminer ve eğitim vermeye devam ediyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir