Bebekliğimizden itibaren annemiz, babamız, ailemiz, okulumuz, öğretmenlerimiz, arkadaşlarımız, çevremiz hayatımıza dokunur. Etkili – etkisiz, olumlu – olumsuz, az ya da çok bu dokunuşlar şekillendirir bizi. Bu dokunuşlarla kimliğimize yansır çeşitli kalıplar. Değer ve inançlarımız böyle şekillenir. Yargılarımız, kararlarımız ve eylemlerimiz bu dokunuşlarla biçimlenir. Kişiliğimizin oluşmasında ve gelişmesinde her anlamda “etkileri” olan insanlardır bunlar. Duruşları, görüşleri, bakışları; sözleri, özleri, ürettikleri, eserleri gibi pek çok yönleri ile hayatımıza dokunan insanlar…

Yazarlar, şairler, edipler, sanatkârlar, fikir ve aksiyon insanları elbette hayatımıza dokunur, zihin ve ruh dünyamızda elbette önemli etkileri olan insanlardır. Ancak bunların içerisinde öyleleri vardır ki; yazdıkları ve yaptıkları ile gerçek anlamda model, öncü, rehber, öğretmen, kişilik şekillendirici özellikleri ile hep farklı ve özgündür.

Bu hakikatin bilincinde olarak “Hayatımıza Dokunan PORTRELER” üst başlığı ile açtığımız yeni video ve yazı içeriklerimizin ikincisinde çok kıymetli bir insanı, hayatımıza dokunan özel ve önemli yönleri ile sizlerle paylaşacağız: Yazar, Edip, Mütefekkir (Fikir İnsanı) ve Aksiyoner HEKİMOĞLU İSMAİL bu yazımızın konuğu…

1932 yılında Erzincan’da doğan Hekimoğlu İsmail’in asıl ismi Ömer OKÇU… 1952 yılında giriş yaptığı Askerlik Ocağından 1972 yılında astsubay olarak emekli olmuş. Yazılarında, romanlarında, kitaplarında, konferanslarında hep Dedesinin ismi olan Hekimoğlu İsmail mahlasını kullanmış. Bu yüzden hepimiz kendisini her zaman “Hekimoğlu Abi” ya da “Hekimoğlu İsmail” olarak tanıdık, bildik, sevdik ve ona bu şekilde saygı gösterdik. İnternette ‘Hekimoğlu İsmail’ diye ararsanız kendisi ile ilgili bütün detayları, biyografik özelliklerini, kitaplarını, eserlerini bulabilirsiniz.

Hekimoğlu İsmail denilince bizim kuşağımızdan itibaren bugüne kadar onu duyan ve bilen her insanın aklına, birçok eserinin arasından, “Minyeli Abdullah” romanı gelir. 2 milyondan fazla satan ve milyonlarca kişi tarafından okunan bu roman Hekimoğlu İsmail’in ilk romanıdır. Eserini 1967 yılında yazarken astsubay olarak göreve devam ettiği için müstear bir isim kullanma gereği hissetmiş, Ömer Okçu olan asıl isminin yerine Hekimoğlu İsmail olarak bilinmeyi tercih etmiştir. Minyeli Abdullah yıllarca hafızalardan silinmeyen çok özel bir eser olarak okuyanların aklına, zihnine; özellikle de ruhuna tesir etmiştir. Aynı isimle sinemaya aktarılan bu roman film olarak da bu etkiyi göstermiş; binlerce insan tarafından gözyaşları ile izlenmiştir.

Hekimoğlu İsmail sadece bir roman yazarı değildir. Yazdıkları ile elbette milyonlarca insanın hayatına olumlu anlamda bir şekilde dokunmuştur. Fakat O’nu asıl farklı, özgün ve özel kılan şeyler fikirleri, yaşantısı, samimiyeti ve aksiyonerliğidir. Yaşadığını yazan ve yazdıklarını yaşayan çok hususi bir kişiliği vardır. Birçok insanın yaşantısında etkili olmasının, kendisinin bu özelliği ile doğrudan bağlantısı vardır zaten. Umut, inanç ve mücadele insanı olan Hekimoğlu İsmail, “Ağlayarak yazmadığınızı ağlatarak okutamazsınız…”  diyerek yüreği yanarak yazdığı için yüreğimizi yaktığını göstermiştir.

Hayatının, eserlerinin ve mücadelesinin merkezine her zaman gençleri ve çocukları koymuştur O. Hayatını anlatırken gençlere çok isabetli hedefler aktaran bu mücadele ve azim insanı kendi ülkesi ve bu ülkenin insanları adına hep umutlu olmuş, ısrarla “İnanırsanız başarırsınız” ve “İsterseniz yapabilirsiniz…”  fikirlerini zihinlerimizde canlı tutmayı başarmıştır. Çocuklar için yazdığı kitaplarda; “Genç Arkadaşlarıma Mektuplar”ında hep bu gerçeğin izlerini bulabilirsiniz.

Hekimoğlu İsmail denilince benim aklıma “adanmışlık” kavramı da gelir. Kendini inanç ve değerlerine; ülkesine ve bu ülkenin insanlarına adamış birisi olarak çıkar karşımıza.

Yazdıkları, konuştukları, hareketleri, hayatının her aşaması çok samimi birer adanmışlık tablosudur. Adanmışlığının hemen yanına koyacağımız önemli bir hasleti de mütevazılığıdır. Söyledikleri, ortaya koyduğu hedefler, gösterdiği yol belki iddialıdır, zordur; adanmışlığın hep daha fazlasını gerektirir. Ama kendisi evinde, işinde, çevresinde, kişiliğinde her zaman mütevazı bir insandır. Minimalist yaşamış, kimseye maddi olarak eyvallah etmemiş, kimseden bir şey beklememiş ve istememiştir. Davet edildiği konferansların pek çoğunun yol giderlerini bile kendisi karşılamıştır.

Hekimoğlu İsmail’in hayatımıza dokunurken bize kazandırdığı, sevdirdiği ve kabul ettirdiği özel bir ifade de “Derdimi seviyorum!” hakikatidir. O “Çilesini çekmediğin dert senin değildir!” diyerek asıl derdimizin neler olduğunu bize göstermiş ve derdimizi sevebileceğimizi bize hissettirmiştir.

Tevazu, Gayret, Çalışmak, Üretmek, Aksiyonerlik, Kararlılık, İdeal, Azim, İstikrar ve İstikamet gibi inancımızın ve toplumumuzun en önemli değerleri Hekimoğlu İsmail’in bizlere yaşayarak hissettirdiği kavramlardır. Düşünsenize bütün bu değer ve kavramların nasıl yaşandığını bizzat hayatı ile ortaya koyan bir PORTRE var karşımızda. Neden çok etkili olduğunu bu şekilde daha iyi görebilir ve anlayabiliriz.

Kendisine şükran borçlu olduğumuz bu güzel insanı muhabbet ve hürmetle selamlıyor; hayatı, fikirleri, eserleri, bize kazandırdıkları, yol göstericiliği ve yaşamımıza kattıkları için teşekkürlerimizi sunuyoruz.


Konuyla ilgili videomuz:

Etiketler: Blog

Osman GÜZELGÖZ

Uluslararası (ICF) Onaylı; Yaşam Koçluğu, Eğitim ve Öğrenci Koçluğu, Aile ve İlişki Koçluğu, Yönetici Koçluğu sertifika programlarını tamamladı. Halen bu alanlarda Profesyonel Koçluk yapmaya; konferans, seminer ve eğitim vermeye devam ediyor.

1 Yorum

Ali Çankırılı · 10/02/2021 at 00:28

Hekimoğlu Ağabey, benim kalem hocamdır. Elime kalemi veren, bana yazma cesareti kazandıran Hekimoğlu Ağabeyimdir. İlk kitabım “Bebeğimi Büyütüyorum” adıyla basılmıştı. Hikâyesi oldukça ilginçtir. Bana yaz dedikten altı ay sonra “Kitap ne durumda Ali Kardeşim?” diye sormuş, ben de “400 sayfa oldu Ağabey” demiştim. “Hele getir bir bakayım,” dedi. Götürdüm. Bana göre çok bilimsel bir çalışma olmuştu. Birkaç sayfasını karıştırdıktan sonra: “Kardeşim, bu güzel bir ders kitabı olmuş, bunu kime okutabiliriz? Sen bunu 100 sayfaya indir, biz de resimleterek hanımların koyalca okuyacağı bir kitap haline getirelim,” dedi.” Bu kadar emeğimin boşa gittiğini zannederek çok üzülmüştüm. “Ağabey, ben yazar olamayacağım galiba,” dedim. Güldü: “Ne o Ali Kardeşim, daha ilk rauntta havlu atıyorsun!” dedi. Şimdi yirminin üzerinde kitap yazmış isem, bunu kesinlikle Hekimoğlu Ağabeyime borçluyum. Kendisine sağlık ve afiyetler diliyor, ellerinden öpüyorum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir