Deyimlerimiz bize çeşitli yaşanmışlıkları ve bunlardan çıkarmamız gereken dersleri anlatır. Bazı meseleleri daha kolay ve doğru kavrayabilmemiz, bunlardan ibret almamız; davranışlarımızı kontrol edebilmemiz ve bazı alışkanlıklarımızdan vazgeçebilmemiz bu güzel, anlamlı deyimlerle mümkün olur bazen.

Odun yarıcının (kırıcının) hınk deyicisi…

Kahve dövücünün hınk deyicisi…

Havan dövücünün hınk deyicisi…

Dibek dövücülerin hınk deyicileri… şeklinde ifade edilmiş olan deyimlerimiz de dağarcığımıza çok önemli bir kavram yerleştirmiştir: “HINK DEYİCİLER…” Genellikle bir Nasrettin Hoca fıkrası ile birlikte anlatılan bu deyimi internette bulabilir ve detaylarına bakabilirsiniz.

Ben bu yazımızda size farklı bir “HINK DEYİCİ” fıkrası anlatacağım:

Zamanın birinde yaptıklarını abartarak, yapmadıklarını ise bizzat yapmış gibi anlatan, bazen de ipin ucunu kaçırıp kuyruklu yalanlar söyleyen birisi varmış. Anlattıklarına (yani yalanlarına) kendi kendini inandırdığı gibi dinleyen ve duyan herkesin de inanmasını, kabul etmesini istermiş. Kuyruklu yalanlarına inanıldığını, anlattıklarının ve abarttıklarının kabul edildiğini gördükçe de coşar ve akla hayale gelmeyen daha nice kendine has yaşanmışlıkları, fiilleri ve işgüzarlıkları her yerde dile getirirmiş.

Gel zaman git zaman bu adam artık onaylanmamaya, inanılmamaya; anlattıkları ve abarttıkları da kabul edilmemeye başlamış. Bunu hisseden bizimkisi duruma üzülüyor, kara kara düşünüyor ve bu sorununa bir çözüm arıyormuş. Derken tanıdığı birisi gelmiş ve kendisine “Ben senin problemini çözebilecek birini tanıyorum.” demiş. Daha fazla meraklanmasına fırsat vermeden de bu tanıdığının özelliklerini anlatmış: “Çok zeki, ikna kabiliyeti güçlü, her anlattığını herkese tasdik ettirecek, kabul ettirecek birisi…” Hemen bir araya gelmişler, karşılıklı ne istediklerini, ne yapabileceklerini konuşmuşlar ve anlaşmışlar: adam ne anlatırsa anlatsın bu HINK DEYİCİ buna bir kılıf bulacak, sebeplerini izah edecek ve dinleyenlere aktarılanları kabul ettirecek… Bu Hınk Deyici “Ben parça başı çalışırım!” demiş. Her anlatım ve tasdikten sonra ücretini alacakmış.

Artık her yere birlikte gidiyorlar, bizim adamımız bu tasdikçinin varlığının verdiği özgüvenle anlattıkça anlatıyor, abarttıkça abartıyor; yapmadığı, çok da mümkün görünmeyen işleri bizzat yapmış gibi ballandıra ballandıra dinleyenlerine naklediyormuş. Dinleyenler itiraz edecek olduklarında da Hınk Deyici hemen devreye giriyor; bulduğu kılıflarla, sebeplerle, ama ve çünkülerle anlatılanı kabul edilebilir bir kıvama getiriyormuş.

Böylece herkes mutlu şekilde hayatına devam ederken kalabalık bir ortamda bizim adamımız ayağa kalkmış ve sessizliği sağladıktan sonra “Biliyor musunuz geçen gün ne oldu?” diye bütün dikkatleri üzerine toplamış. Sonra da bombayı patlatmış:

“Bir ok attım, kebap oldu!”

“Oooo… Olmaz bu kadar! Yok artık! Bunun mümkünü yok! …” gibi sesler yükselmeye başlayınca gözler tasdikçiye dönmüş. O da sakin bir biçimde ayağa kalkmış ve “Neden olmazmış?” diye önce itirazları göğüslemiş. Sonra topu yumuşatıp yaptığı izahla golü kaleye atıvermiş:

“Evet oldu! Ben de yanındaydım. Beraber ava çıkmıştık. Yayı ve oku yanındaydı. Havada bir kuş gördü. Atıp kuşu vurdu. Ok kuşla birlikte yere düşerken oradaki bir kayaya çarptı, çıkan kıvılcımla kayanın etrafındaki kuru otlar, çalılarda yanmaya başladı. Kuş bu ateşte pişti ve kebap oldu…”

Herkes şaşkınlık ve hayretle tam bu olayı kabullenmeye hazırlanırken bizim adamımız aldığı gazla kendini tutamamış ve ikinci bombayı da ortaya bırakmış:

“Bir ok attım, helva oldu!”

Bunu duyan kahvehane sakinleri “İyice abarttın sen de! Böyle şey olur mu? Dağın başında ne alaka yani; ok, helva falan…” diye söylenmeye başlamış. Adamımız dönüp imdat dercesine Hınk Deyicisine bakmış. Tasdikçi kara kara düşünüyormuş. Sonra kafasını kaldırıp kahveciden kâğıt ve kalem istemiş. Bir şeyler yazıp adama uzatmış. Kâğıtta şu yazıyormuş:

“Görevimden şu an itibariyle istifa ediyorum!”

Bizimkisi “Yahu istifa edemezsin! Ben sana güveniyorum. Beni yarı yolda bırakamazsın…” deyince de istifasının sebebini herkesin duyacağı şekilde izah etmiş:

“Bal gibi de istifa ederim. Az önce dağın başında yay ve oku buldum. Havadaki kuşu sana vurdurdum. Oku yere düşürdüm. Kayayı bulup kıvılcım çıkardım. Kuru otlar ve çalılarla ateş yaktım. Kuşu pişirdim, kebap yaptım. İnsaf be, insaf; şimdi ben bu dağın başında unu nereden bulayım? Yağı, şekeri, tavayı nereden bulup da nasıl helva yapayım! Benim bile hınk demekte, tasdik etmek ve ettirmekte, kılıf bulmakta bir sınırım var. Sen bu sınırı da aştın!”

Şimdi herkes kendine, yaptıklarına, anlattıklarına, abarttıklarına bu fıkranın penceresinden baksın istiyorum:

Kendimize hangi yalanları söylüyoruz? Yapamadıklarımıza hangi kılıfları uyduruyoruz? Abarttıklarımızı kendimize nasıl kabul ettirmeye çalışıyoruz? Gözümüz, kulağımız, aklımız neden hep içimizdeki HINK DEYİCİ’nin söyleyeceklerinde? Ama, fakat, lakin, çünkülerimiz neler? Ertelediklerimizi nasıl izah ediyoruz kendimize? Bırakın başkalarına yalan söylememeye çalışmayı; öncelikle kendimize yalan söylemeye daha ne kadar devam edeceğiz? Kendimizle dürüst bir biçimde, objektif olarak yüzleşememeyi hangi kılıflara, bahanelere, sebeplere sığınarak ötelemeye çalışıyoruz?

Bu konu ile ilgili yeni video içeriğimizi mutlaka izlemenizi ve bu soruları öyle değerlendirmenizi öneriyorum.

Daha sonra cevaplarınızı birlikte gözden geçirmeye ben hazırım… 

Ya siz?

Konuyla ilgili videomuz:

Etiketler: Blog

Osman GÜZELGÖZ

Uluslararası (ICF) Onaylı; Yaşam Koçluğu, Eğitim ve Öğrenci Koçluğu, Aile ve İlişki Koçluğu, Yönetici Koçluğu sertifika programlarını tamamladı. Halen bu alanlarda Profesyonel Koçluk yapmaya; konferans, seminer ve eğitim vermeye devam ediyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir