Adamın biri çarşıda gezerken bir lokantanın camında kocaman bir ilan görmüş. Kendisini oldukça şaşırtan bu ilanda şöyle bir ifade yer alıyormuş:

Sen ye, hesabı torunun ödesin!

Önce inanamamış ama yine de kapıdaki görevliye bunun doğru olup olmadığını sormadan edememiş. Lokanta teşrifatçısı gayet kendinden emin bir şekilde cevap vermiş:

“Aynen öyle! Dedeler yiyor, torunlar hesabı ödüyor!”

Bizim adam bayılmış bu uygulamaya ve hemen dalmış lokantaya. Her çeşit yemekten tatmış; yemiş, içmiş. Kahvesini de keyifle yudumlarken garson gelmiş ve önüne bir adisyon koymuş. Adam bakmış ki epey yüklü bir hesap… Şaşırmış yine ve kızmış doğal olarak. Sinirlenerek söylenmiş:

“Hani biz yiyecektik de torunumuz ödeyecekti?”

Garson oldukça sakin bir biçimde müşterisini bilgilendirmiş:

“Aynen öyle efendim; siz yiyorsunuz hesabı torunlarınız ödüyor. Zaten bu hesap sizin değil dedelerinizin hesabı. Yani siz torun olarak dedelerinizin hesabını ödüyorsunuz. Sizin hesabınızı da torunlarınız ödeyecek ileride…”

Bu durum hayatımızın her alanında böyle değil mi?

Dün dedelerimizin; anne, babalarımızın yani ebeveynlerimizin yiyip içtiklerinin hesabını bugün olumlu veya olumsuz manada biz ödemiyor muyuz? Bizim bugün yapıp ettiklerimizin, yiyip içtiklerimizin hesabını da yarınlarda torunlarımız ödemeyecek mi?

Bugün karşılaştığımız bazı kişilikler, davranışlar, olaylar, gelişmeler bizi şaşırtıyor. Oysa şaşıracak bir şey yok aslında. Dedelerimiz, ninelerimiz, annelerimiz, babalarımız, sokaklarımız, okullarımız (öğretmenlerimiz), arkadaşlarımız (sosyal çevremiz) geçmişte bebeklerimizin, çocuklarımızın, gençlerimizin tertemiz fıtratlarına hangi noktaları koymuş, hangi çizgileri çizmiş, hangi fırça darbelerini vurmuşsa biz bugün bunun sonuçlarını yaşıyoruz. Aynı şekilde biz bugün o bembeyaz sayfalara ne yazıyorsak; çocuklarımızı nasıl yetiştiriyorsak yarın toplumun önüne bunların sonuçları ile çıkılacak.

Aslında daha kısa ve öz ifade etmiş atalarımız:

“Ne ekersen onu biçersin…”

Veya:

“Ne koyarsan kazanına (tencerene) o gelir çömçene (kepçene)…”

Toplumsal şiddet, kadına şiddet, çocuğa şiddet; sürekli olarak sergilenen hırçınlıklar, magandalıklar, kavgacı tiplerin meydana getirdiği karmaşa ve olumsuzluklar canımızı sıkıyor ve “Nereden çıktı bu insanlar? Neden böyle davranıyorlar? Kim yetiştirdi bunları? Bu cinnet, bu cinayet, bu vahşet neden?” şeklinde çeşitli şaşkınlık soruları soruyoruz. Hâlbuki anlamaya çalışsak, görmek için çabalasak bunun tam da “Sen ye, hesabı torunların ödesin!” gerçeği olduğunu net bir biçimde fark edebiliriz.

Anneler, babalar (ebeveynler) dikkat!

Çocuklarınızı kim için, nerede, nasıl yetiştirdiğinizi lütfen tekrar gözden geçirin.

Bu bebeklerin, çocukların yarın nasıl birer birey, nasıl birer İNSAN olmasını istiyorsunuz?

İyilik, güzellik, çaba, azim, inanç, değer, kararlılık, cesaret, özgür bir birey olmak, doğru kararlar vermek, kendinin farkında olmak, huzur, mutluluk; kendine yetmek, sahip oldukları ile yetinmek ve pek çok harikulade haslet sizin için önemli ise bugün çocuklarınızı buna göre yetiştirin. Yetiştirin ki yarın bu ülkede, bu toplumda bu değerler yaygın ve etkili olsun. Gelecekte çocuklarımız, torunlarımız dedelerinin yüklü (olumsuz) hesaplarını ödemesin istiyorsak hazırlığımız, gayretimiz, adımlarımız bu istikamette olsun…

Bugün şaşırdığımız ve şikâyet ettiğimiz pek çok davranışın yarın da sergilenmesini ve canımızı sıkmasını istemiyorsak çocuk yetiştirmek hususunda daha özenli, daha hassas, daha ciddi olmamız; bazı alışkanlıklarımızdan ve ısrarlarımızdan vazgeçmemiz gerekiyor.

Kendimize göre ve sadece kendimiz için; kendi dünyamız ve kendi kalıplarımızla çocuk yetiştirmenin doğru olmadığını artık öğrenmemiz ve bunun gereğini yerine getirmemiz şart. Aksi halde “Eski tas, eski hamam!” kısır döngüsü içerisinde bir nesli daha yitirip onları da altından kalkamayacakları hesaplara kurban etmiş oluruz.

Yaratıcımızın bize muhteşem armağanı olan; tertemiz fıtratlarla ve bembeyaz sayfalar olarak bize sunulan bebeklerimizin, çocuklarımızın üzerlerine koyduğumuz her noktayı, attığımız her çizgiyi, vurduğumuz her fırça darbesini bu bilinçle yeniden değerlendirelim.

Her vesile ile önümüze konulan dedelerimizin (ebeveynlerimizin) hesaplarından şikâyet eden torunlar olarak gelecekte torunlarımıza memnun olmayacakları, ödeyemeyecekleri hesaplar değil; huzur ve mutlulukla ellerine alacakları, tebessüm ve teşekkürle bizi anacakları güzel hesaplar bırakalım…

Konuyla ilgili videomuz:

Etiketler: Blog

Osman GÜZELGÖZ

Uluslararası (ICF) Onaylı; Yaşam Koçluğu, Eğitim ve Öğrenci Koçluğu, Aile ve İlişki Koçluğu, Yönetici Koçluğu sertifika programlarını tamamladı. Halen bu alanlarda Profesyonel Koçluk yapmaya; konferans, seminer ve eğitim vermeye devam ediyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir