Bugün karşılaştığımız bütün davranışların, işittiğimiz sözlerin, yaptığımızda yadırgandığımız, rastladığımızda yadırgadığımız hal ve hareketlerin, bazen bir anlam veremediğimiz bütün tutumların bir arka planı, bir geçmişi var. Ortaya koyduğumuz tavırlar, ısrar ettiğimiz alışkanlıklar, olumlu veya olumsuz olarak sergilediğimiz bütün düşünce ve eylemler; çocukluğumuzdan itibaren hatta ana rahmine düştüğümüz ilk andan itibaren hissettiğimiz, sonra görerek, yaşayarak bildiğimiz ve geleceğe taşıdığımız düşünce ve duygulardan ibaret aslında…

İnsanları yargılarken, bazen yargısız infaza tabi tutup acımasızca ve ezberlerimize dayanarak değerlendirirken bu gerçeği unutmamamız gerekir. Zaten bizim “Siz de manganda mısınız?” derken, örneklerle magandalıklarımızı video ve yazılarımıza konu ederken yaklaşımımız bu. Yani bugün bizi rahatsız ettiğine inandığımız her hususun bir geçmişinin olduğuna dikkat çekmek… Aynı zamanda “bugün” attığımız her adımın da gelecekte çeşitli yansımaları olacağını unutmamak, unutturmamak.

Bunu unutturmamak için söylediğimiz deyim belki argo ama çok şeyi kısacık bir cümlede ifade edebilmesi bakımından önemli:

“Bıldırki hurmalar bugün gelip seni tırmalar!”

Yani “Ne koyarsan tencerene o çıkar kaşığına!”  ya da “Men dakka dukka!”

Veya “Çalma kimsenin kapısını çırtikle (fiskeyle), çalarlar kapını tokmakla (yumrukla)!”

Kısaca “Etme, bulursun…”  Hepsinin özeti ise: “Ne ekersen onu biçersin…”

Doğru değil mi sizce de?

Geçmişte bağırıp çağırarak, iteleyerek, öteleyerek, kendisini ifade etmesine izin vermeyerek, baskılayarak, hazımsız ve öz saygıdan yoksun olarak büyüttüğümüz çocuklar bugün kendilerini çeşitli magandalıklarla tatmin etmeye, öne çıkarmaya, kabul ettirmeye, onaylatmaya çalışıyor. Hırs, kısa yoldan yükselmek, köşeyi dönmek, öne çıkmaya çalışmak, kendini zorla da olsa kabul ettirmek gibi magandalıkların altında yatan duyguların özetini bıldırki hurmalar ifadesinde bulabiliriz. Biz yetiştirdik bu tatsız, tuzsuz, yediğimizde yüzümüzü buruşturduğumuz ekşi hurmaları maalesef!

Bu özentilikler, bu ahlak (etik) tanımazlık; bu herkesi ahmak, kendini uyanık zannetme fiilleri; bu kin, nefret, hırs bizim eserimiz. Bizim ailelerimizin, bizim okullarımızın, bizim sokaklarımızın, bizim öğretmenlerimizin, bizim din adamlarımızın, bizim sosyal ilişkilerimizin; bizim yetersizliklerimizin, bizim toprağımızı bilmeyişimizin, bizim tohumları toprağa zamanında ve olması gerektiği gibi atamayışımızın eseri!

Bugün “Lütfen maskenizi takar mısınız?” diye nazikçe bizi uyaranlara kaba davranabiliyorsak… Bizim sağlığımız için bu pandemi ortamında hayatını ortaya koymuş olan sağlık çalışanlarını darp edebiliyorsak… Bugün deprem acısı içerisindeki insanları bile kategorize edip acıları üzerinde tepinebiliyorsak bunların hepsi bizim eserimiz. Yani bunların hepsi “Bıldırki hurmalar…” aslında!

Hiç kimse hayretler içerisinde “Ya bunlar niye böyle?”  demesin. Herkes geçmişe baksın lütfen. Bu gibi magandalıkları rahatlıkla sergileyebilen kişilerin nerede, hangi aile ortamlarında, hangi okullarda, hangi sokaklarda hangi bilinçaltı kalıpları ile büyüdüklerine baksın. Gidilecekse oralara gidilsin.

Tüm bunları görüp anladıktan sonra da olumlu örneklere bakarak kendi yolumuzu yeniden seçebiliriz. Kendimizde ve çevremizde oluşturacağımız yepyeni bir farkındalık hassasiyeti ile gelecek için yetiştirmekte olduğumuz “hurmalar” üzerinde daha fazla emek harcayabiliriz.

Daha önce de dedim ya, herkes maganda değil elbette. Herkes olumsuz değil bu konuda. Elbette çoğunluk inanç ve değerlerimize saygılı. İnsana saygılı insanımız elbette diğerlerinden fazla. Öyle olmasa ne bu ülke bugün ayakta kalabilirdi ne de toplumsal yapımız her şeye rağmen iyilik ve güzellikten yana olabilirdi. 

“Sana yapılmasını istemediğin şeyi sen de başkasına yapma!” diyerek büyütülen bizler ve bizim gibi yüz binlerce insan bugün herhangi bir magandalık yapmıyor. Herkesin hakkına, hukukuna, hürriyetine, ırkına, diline, dinine, insanlığına saygı gösteriyor.

Öz benliği sevgiyle, saygıyla, şefkatle, iyilikle (görgüyle) şekillenen milyonlar bugün kendi özgürlüğünün bir başkasının özgürlüğünün sınırı ile sınırlı olduğunu biliyor, hissediyor, hayatı böyle paylaşıyor ve bunu da “sinirlenmeden” yapıyor.

Bireylerin öz değeri; bireysel farklılıkların takdir edildiği, hataların hoş görüldüğü, iletişimin açık ve kuralların esnek olduğu bir ortamda gelişebilir. Böyle ortamlarda büyüteceğimiz çocuklarımızın benlik saygısı, benlik değeri, kendilik değeri, öz şefkati, öz benliği, öz saygısı her anlamda olumlu çok özel bir ÖZ DEĞERİ ortaya çıkarıyor. Bu ÖZ DEĞER’e sahip olan İNSAN zaten olumlu davranışlar sergiliyor. Her konuda kendine güveniyor. Kendini öne çıkarmak ve onaylatmak amacıyla hepimizin yadırgadığı davranışlar içerisine girmiyor. Magandalık yapmıyor…

Hep söylüyorum yine söyleyeceğim:

Ya “Bıldırki hurmalar bugün gelip bizi tırmalıyor!” yakınması ile sürekli olarak dizinizi dövmeye ve yadırgasanız bile magandalıklarla yaşamaya devam edersiniz…

Ya da gelecek için öz değeri sevgiyle, saygıyla, merhamet ve şefkatle, iyilikle, güvenle, coşkuyla, bilgiyle, ahlakla zenginleştirilerek şekillenmiş; özgür bireyler olarak yetiştirilmiş bir nesil için çaba sarf eder ve emek verirsiniz…

Tercih sizin…

Konuyla ilgili videomuz:

Etiketler: Blog

Osman GÜZELGÖZ

Uluslararası (ICF) Onaylı; Yaşam Koçluğu, Eğitim ve Öğrenci Koçluğu, Aile ve İlişki Koçluğu, Yönetici Koçluğu sertifika programlarını tamamladı. Halen bu alanlarda Profesyonel Koçluk yapmaya; konferans, seminer ve eğitim vermeye devam ediyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir