İnsanın taşıması gerektiğinden fazlasını taşıması; hem de lüzumsuz şekilde, taşınma süresini de aşarak taşıması farklı merkezlerde ve çeşitli tiplerde fıtıklara yol açıyor. Hepimiz fıtık denilince sadece “bel fıtığını” biliyoruz ama İNSAN olarak hepimizin zihin ve ruh fıtıkları da var maalesef. Bel fıtığımızın farkında olabiliyoruz ama nedense daha çok farkında olmamız gereken zihin (bilinç) ve ruh fıtıklarını görmezden geliyor ve umursamıyoruz. Bu da çeşitli huzursuzluklara, umutsuzluklara, karamsarlıklara, tatminsizliklere; bütün bunlara bağlı olarak da endişeye, kaygıya, korkuya sebep olabiliyor.

İnsanoğlu, varlığını bir üçleme ile kavrayabilir ve anlayabilir. Bu hepimizin üzerinde hassasiyetle durmamız gereken Beden – Zihin – Ruh üçlemesidir. Eğer varlığımızın bu üç temel ayağı arasında DENGE ve AHENK yoksa bedenimizin de zihnimizin de ruhumuzun da huzur bulması, sağlıklı olması, olumlu düşünmesi ve hissetmesi pek mümkün olmamaktadır. Çünkü bütün sistem bu üç temel unsurun iletişimine, dengesine ve ahengine bağlıdır.

Şimdi birlikte düşünelim:

Bedenimiz, zihnimiz (aklımız, beynimiz, bilincimiz) ve ruhumuz hem kendi içlerinde hem de birbirleri ile dengeli bir biçimde çalışıyor mu? Aralarındaki iletişim sağlıklı mı? Ahenkli bir işbirliği ve dayanışma içerisindeler mi? Kim kime daha baskın? Kim kimin güdümünde? Kim kimden habersiz? Bedenimize kaldırabileceğinden daha fazlasını yüklediğimizde, organizmamızın çeşitli rahatsızlıklarına sebep olabilecek ani ve uygunsuz hareketleri yaptığımızda ya da tamamen hareketsiz kaldığımızda zihnimiz ve ruhumuz bundan nasıl etkileniyor? Organizmamızın, kemik ve kas yapımızın, beden sistemimizin isyanlarına sebep olan bir beslenme şekliyle aldığımız kilolar, biriktirdiğimiz yağlar fazladan yük değil mi? Bel fıtığımız bizi rahatsız edip inim inim inlettiğinde zihnimiz fonksiyonlarını yerine getirebiliyor mu? Ruhumuz bundan ıstırap duymuyor mu?

Ruhumuzda fırtınalar eserken, duygularımızın kasırgası önüne kattığını sürükleyip götürürken, hüzünlerimizin, ümitsizliklerimizin dalgaları sürekli olarak sahillerimizi döverken zihnimiz güllük gülistanlık olabiliyor mu? Bedenimiz ruhumuzun bu karmaşasından nasıl etkileniyor? Hastalıklarımızın pek çoğu ruhsal dengesizlik ve ahenksizliklerimizin eseri değil mi acaba?

Zihnimize boca ettiğimiz ve her şekliyle sağlıklı düşünmemizi, isabetli kararlar vermemizi engelleyen çöp dosyaları neden atmıyoruz? Neden artık kullanmadığımız, süresi dolmuş, işimize yaramayan fikirleri, düşünceleri, kâğıtları, dosyaları, klasörleri Geri Dönüşüm Kutusuna göndererek zihnimizi (bilinçaltımızı) rahatlatmıyoruz?

Bilgisayarımızın, telefonumuzun hafıza kapasitesi dolduğunda hemen işe koyuluyor ve bazı uygulamaları, fotoğrafları, oyunları, bilgileri, dosyaları siliyoruz. Bunu neden kendi zihnimiz için de yapamıyoruz? Bedenimiz, zihnimiz ve ruhumuz Çöp Ev  muamelesi mi görüyor sahibi (en azından emanetçisi) olan bizler tarafından?

Peki, bütün bunları neden yapıyoruz kendimize? Kendimizle zorumuz (sorunumuz) ne?

Sizi daha fazla yormak istemiyorum aslında. Cevabı ve çözümü paylaşarak fıtıklarımızdan nasıl kurtulacağımıza odaklanabiliriz birlikte:

Her aracın, her cihazın, her makinenin beraberinde bir Kullanım Kılavuzu veriliyor. Biz bu rehbere göre detayları öğrenerek kullanıyoruz bütün aletleri, araçları, cihazları değil mi? Acaba İNSAN olarak bize de kendi kendimizi bilmek, tanımak, fark etmek ve değerlendirmek üzere bir Kullanım Kılavuzu verilmemiş mi? Bu hayatı ve benliğimizi; bedenimizi, zihnimizi, ruhumuzu bize bahşeden Yaratıcımızın bu muhteşem sanat eserini yaratırken insanlara böyle bir Kullanım Kılavuzu sunmamış, göstermemiş, indirmemiş, ulaştırmamış olması mümkün mü?

Tabii ki mümkün değil!

Bizim de maddi ve manevi yapımızın bütün özelliklerini ve hassasiyetlerini, yapabileceklerimizi, yapamayacaklarımızı; hafıza kapasitemizi, ruhumuzun derinliklerini bilmemiz, öğrenmemiz, tanımamız, keşfetmemiz ve buna göre hayatımızı yeniden dizayn edip yolumuza devam etmemiz gerekiyor. Bunun için de sebepli sebepsiz, gerekli gereksiz yıllardır yüklendiğimiz bütün maddi ve manevi yüklerden arınmamız, kurtulmamız, rahatlamamız gerekiyor.

Hemen bir adım atalım ve birlikte başlayalım bunu yapmaya:

Şimdi herkes bir kağıt ve kalem alsın. Kâğıdınıza 3 bölüm çizin:

  1. Beden
  2. Zihin
  3. Ruh

Her bölüme 5 maddelik bir yer ayırın ve madde numaralarını sıralayın.

Sonra beden bölümünden başlayarak sizi rahatsız eden, taşımamanız gerektiğini düşündüğünüz, fazlalığı ile çeşitli fıtıklara, sızılara, ağrılara sebep olan yüklerinizi yazın. Mesela fazla kilolarınız, yağlarınız, hareketsizliğiniz (tembelliğiniz), şekeriniz, tansiyonunuz, gereksiz meşguliyet ve yorgunluklarınız gibi…

Sonra zihin bölümüne geçin. Buraya da zihninizi sürekli meşgul eden, düşüncelerinizi olumsuz etkileyen ve sağlıklı düşünmenizi engelleyen 5 maddeyi yazın. Ertelemeleriniz, varsayımlarınız, ön yargılarınız gibi…

Şimdi sıra geldi ruhunuza!

Şu sıralar ruhunuzu en çok hangi duygunuz rahatsız ve huzursuz ediyor? Bu bölüme de ruhunuza yüklediğiniz ve kurtulmanız gereken 5 maddeyi yazın. Karamsarlıklarınız, hüzünleriniz, melankolileriniz, huzursuzluklarınız; gereksiz kaygılarınız, lüzumsuz endişeleriniz, yersiz korkularınız gibi…

Bütün bunları yapabilmeniz için o hep söylediğimiz kendinize doğru içsel bir keşif yolculuğuna çıkmanız ve bunun gereğini yerine getirmeniz lazım. Yani önce kendinizi fark etmek sonra fazla yüklerinizi terk etmek…

Kendi benliğinizin temel unsurları olan beden – zihin – ruh üçlemesinin denge ve ahengini sağlamak üzere; kendinize gelmek, kendiniz için olumlu adımlar atabilmek, kendiniz olmak amacıyla harekete geçmenizin vaktidir diye düşünüyorum.

O zaman hemen kendiniz için bir hedef belirleyin. Üç başlıkta beşer maddeniz vardı. Her hafta her başlıktan birer madde silebilirseniz yavaş yavaş hafiflediğinizi ve fıtıklarınızdan kurtulmaya başladığınızı göreceksiniz.

Bedeninizin, zihninizin, ruhunuzun bütün koridorlarını, odalarını, antrelerini, salonlarını, balkonlarını, çamaşır odalarını, giyinme dolaplarını, hollerini, ortak kullanım alanlarınızı hatta tuvalet ve banyolarını (ebeveyn banyolarını lütfen unutmayalım) sakin bir biçimde, yavaş yavaş kontrol edin. Aslında hiç işinize yaramayan; yer ve zamanınızı çalan, sizi gereksiz yere meşgul eden, kafanızı karıştıran, huzursuzluk ve mutsuzluğa sebep olan ne kadar eşya olduğunu tespit edin önce. Sonra da birer birer atın bunları. Kurtulun. Hafifleyin. Kendinize, özünüze dönün…

E hadisenize! Ne duruyorsunuz?

Konuyla ilgili videomuz:

Etiketler: Blog

Osman GÜZELGÖZ

Uluslararası (ICF) Onaylı; Yaşam Koçluğu, Eğitim ve Öğrenci Koçluğu, Aile ve İlişki Koçluğu, Yönetici Koçluğu sertifika programlarını tamamladı. Halen bu alanlarda Profesyonel Koçluk yapmaya; konferans, seminer ve eğitim vermeye devam ediyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir