Hani hep söylüyoruz ya HAYAT bize sunulmuş ve sorumluluğu bize verilmiş muhteşem bir armağandır.”  diye… İşte bu armağanın kapasitesini, işlevselliğini, güzelliğini, içinde var olan mükemmellikleri ve daha pek çok şeyi zaman zaman -aslında çoğu zaman- unutuyoruz. “Hafıza-i beşer nisyan ile maluldür…” diye bir galat-ı meşhurumuz var ya hani… Günümüz için tercümesi; insan hafızasında unutmak hastalığı vardır… İnsandır unutur… Beşer, şaşar yani!

Tercümesi, anlamı, kullanımı ne olursa olsun bu söz bize hayatımızın gayesini unutmak hakkını vermez değil mi? Evet, çok şeyi unutuyor olabiliriz ve bunların tamiri, tedavisi de bir şekilde mümkündür elbette. Ancak bizzat kendimizi, benliğimizi, hayatımızı unutmak bazen başımıza tamiri, tedavisi mümkün olmayan gaileler açabilir. Açıyor da zaten.

Şimdi şöyle bir düşünelim birlikte; her birimize birer otomobil, gemi/yat, uçak, tren armağan edilmiş olsun. Hepsinin de her türlü ihtiyacımızı görecek donanımları var. Bizi hedefimize ulaştıracak her türlü teknik imkâna sahip bu armağanlar… Tüm bu armağanlara sahip olsaydık bunları son raddesine kadar kullanırdık değil mi?

Biz ne yapıyoruz peki?

Bize bahşedilmiş olan bu özel armağanları; otomobilleri garajda, uçakları hangarda, gemileri liman veya tersanelerde, trenleri istasyonlarda atıl bir vaziyette bekletiyor ve adeta çürümeye terk ediyoruz. Ya da bütün bunları bize sunulma amaçları; kullanım kılavuzları, hedefe doğru hareket ettirme, götürme, ulaştırma özelliklerine aykırı bir biçimde hor kullanarak heder ediyoruz. Heba ediyoruz.

Tüm bu armağanlara sahibiz aslında; aklımızı, zekâmızı, zihnimizi, bilincimizi, bilinçaltımızı, yüreğimizi, ruhumuzu, bedenimizi, gözlerimizi, ellerimizi, ayaklarımızı, midemizi velhasıl bütün benliğimizi varlık sebep ve hassasiyetleri dışında ya tamamen atıl bırakıp çürümeye terk ediyoruz ya da akıllı telefonları akılsızca kullandığımız gibi yüklü olan uygulama ve programların detaylarına aykırı davranarak hor kullanıyoruz.

Sonra da dizimizi döverek bahane ve mazeretlerimizi bir bir sıralıyoruz:

“Eyvah! Kımıldayamıyorum.”

“Gideceğim yere gidemiyorum.”

“Hedefime ulaşamıyorum.”

“Hareket edemiyorum. İmkânım yok.”

“Elimden tutanım yok.”

“Bu sistem neden sürekli hata veriyor böyle!”

“Kapasitem neden hemen doldu?”

“Bunu yapmak istiyorum ama zamanım yok!”

“Bunun camı çizilmez deniyor ama ben yine de bir ekran koruyucu taktırayım.”

“Her şeye bir kılıf bulmak gerekli!”

“Benim teknem herkesinkinden daha görkemli olmalı.”

“Daha az yakıtla daha çok yol gitmeliyim.”

“Mümkünse arabam kendi kendine park etmeli, etrafındaki her hareketi fark etmeli, uygun olmadığında orayı hemencecik terk etmeli…”

“Bu teknenin dümenine sanki başka birisi hükmediyor.”

“Bu uçağın kontrolünü sanki başka birisi ele geçirmiş.”

“Daha iyi bir evim, daha üst segment bir arabam, daha yüksek bir makamım, daha lüks bir makam odam olmalı değil mi?

Sorular… Sorular… Cevabını vermekte zorlandığımız sorular…

Bahaneler… Mazeretler… Şikayetler…

Çaresizlik yaşadığımız, olumsuz örneklere sığınarak her şeyi daha da içinden çıkılmaz hale getirdiğimiz haller yaşıyoruz. Bi’ telaş bi’ telaş! Koşturmaca… Hayata karşı hayatı yaşanılmaz hale getiren ölümüne bir hız tutkusu… Allah’ım nereye varacak bu işin sonu?

Ne oluyor sonra, ben size söyleyeyim:

Çok yanlış bir ifade ile hayat gailesi ya da yaşam mücadelesi dediğimiz, hayat adına anlamsız koşturmacalar içerisinde bulunup hayatı fark etmeyi unutuyoruz. Yüce Yaratıcımızın bize bahşettiği hayatlarımızı garajlarımızda, limanlarımızda, hangarlarımızda, çeşitli istasyonlarımızda (konfor alanlarımızda); içimizdeki sabotajcının çıkardığı gürültülerle endişe, kaygı ve korkularımızın duvarları arasına hapsederek hayatı hayata ve kendimize zehir ediyoruz. Bir de üstüne “iyi yaşadığımızı” zannediyoruz. Yani önce kendi kendimizi sonra da en yakın çevremizden başlayarak herkesi kandırıyoruz. Aslında kandırdığımızı sanıyoruz.

Daha başka bir deyişle bize; düşünmek, fark etmek, sevmek, umut etmek, hayal etmek, harekete geçmek, önce kendimize sonra da en yakınlarımızdan başlayarak bütün canlılara faydalı olabilmek; iyi olmak iyilikleri, güzellikleri çoğaltmak, üretmek, keşfetmek, potansiyelimizin hakkını vermek gibi ulvi gayeler için armağan edilmiş olan hayatımızı heba ediyoruz.

Peki bunları ifade ederek biz de hep eleştirecek, sızlanacak, dövünecek ve duvarlarımızdaki baltaların kaygısı ile panikleyip bu darmadağınıklığı mı konuşacağız? Elbette ki hayır! Her zaman yaptığımız gibi biz tespitlerimizin alt yapısını oluşturarak teşhisimizi ortaya koyduktan sonra çareyi ve çözümü de mutlaka paylaşacağız sizlerle.

Önümüzde iki seçeneğimiz var aslında:

1:

Ya endişe, kaygı ve korkularımız, cevapsız sorularımız, hayatın gerçek gayesine aykırı koşturmacalarımızla; bize bahşedilen mükemmel armağanları “kullanım kılavuzlarındaki” özel ve önemli hususlara aykırı biçimde kullanmaya devam edeceğiz. Otomobillerimizi, gemilerimizi, uçaklarımızı, trenlerimizi kendimizce oluşturduğumuz konfor alanları olan park mahallerinde çürümeye bırakmayı sürdüreceğiz. Böyle yapınca yine eyvahlarla kendi kendimize felaket tellallığı yapacağız. Evlerimizi kendimize gerçekten birer hapishane haline getirip herkesten, her şeyden şikâyet ederek içimizdeki sabotajcının ekmeğine yağ süreceğiz.

2:

Ya da en kısa zamanda (bugünden tezi yok) kendimize “Bi dur!” deyip hızımızı düşürecek, yavaşlayacak, nerede olduğumuzu, ne halde olduğumuzu, neyi eksik veya yanlış yaptığımızı fark ederek gerçek kendimize döneceğiz…

İkinci seçeneği tercih ederek HAYAT armağanını yeniden düşünüp değerlendireceğiz. Nelere sahip olduğumuzu, imkân ve potansiyelimizi yeniden gözden geçireceğiz. Çeşitli park mahallerinde heba edip çürümeye terk ettiğimiz bütün araçların, cihaz ve donanımların bakımını, yakıt ikmalini, kontrollerini yaparak harekete geçmenin yollarını arayıp bulacağız.

Sahip olduklarımızın ve potansiyelimizin farkında olmak kendimiz için atacağımız en önemli adımdır. Her şey bu ilk adımla başlayacak ve hedefe doğru en verimli yürüyüş böylece anlam kazanmış olacaktır.

Etiketler: Blog

Osman GÜZELGÖZ

Uluslararası (ICF) Onaylı; Yaşam Koçluğu, Eğitim ve Öğrenci Koçluğu, Aile ve İlişki Koçluğu, Yönetici Koçluğu sertifika programlarını tamamladı. Halen bu alanlarda Profesyonel Koçluk yapmaya; konferans, seminer ve eğitim vermeye devam ediyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir