İnsanımızın en çok ve kolayca başvurduğu “yargılamalardan” birisi, belki de en önemlisi genellemeler yapmak; buradan hareketle de çeşitli etiketlemelerde bulunmaktır. Bu hastalık ve takıntı derecesindeki yargılama biçimi aslında daha çok kendimizle ilgili bir perdeleme girişimidir. Kendimizi perdeleyip kusurlarımızı, eksiklerimizi örtbas etmek için daha çok başkaları hakkında genellemeler ve etiketlemeler yaparız.

Bu yüzden ırklar, ülkeler, milletler, kadınlar, erkekler, memleket ve mesleklerle ilgili çoğunlukla olumsuz genellemelerimiz ve etiketlemelerimiz mevcut.

“Bütün erkeklerin aklı ancak şuna çalışır!”

“Bütün kadınlar şöyledir!”

“Şu memleketten asla adam çıkmaz!”

“Bütün doktorlar şöyledir!”

“Bütün öğretmenler böyledir!”

“Bütün imamlar… Bütün mühendisler… Bütün hemşireler, pilotlar, hostesler, bankacılar…!”  

“Bütün Müslümanlar… Bütün Yahudiler… Bütün ‘gavurlar’…”

“Bütün Türkler, bütün Kürtler, bütün Araplar…! Bütün Avrupalılar (ya da Batılılar)…!”

“Falanca ülke, filanca ırk, feşmekanca soy şudur, budur!”        

“Bu ülkenin kadınlarından olsa olsa şu olur!”

“Bütün sarışınlar, bütün esmerler… Bütün artistler, bütün sanatçılar…!”

… gibi oldukça seviyesiz, ölçüsüz, yakışıksız, yanlış ve telafisi de zor olan yakıştırmalar, genellemeler, etiketlemeler yapıyoruz.

Bunu sadece başkalarına yönelik değil; kendimiz ve çocuklarımızla ilgili -hem de sıklıkla- yaptığımızı da söyleyebiliriz. Mesela “Benden adam olmaz!” gibi veya “Bu çocuktan kesinlikle adam olmaz!” gibi… “Ben bunu asla yapamam, başaramam!”  ya da “Aha buraya yazıyorum; bu çocuk bu sınavı kazanırsa ben de bilmem neyim!” gibi… Hatta “Sen bunu başarırsan ben de eşek gibi anırırım!” şeklinde abartılı genelleme ve etiketlemelerle insan önüne çıkanlar bile var, biliyorsunuz.

Ulu orta her yerde ve herkesin yanında, önünde de yapıyoruz bu genelleme ve etiketlemeleri; çevremizdeki insanların nereli, hangi mesleğe mensup, hangi hassasiyetlere sahip olduğunu düşünmeden.

Bir düşünün; topluluk içinde sohbetin akışına göre yeri geldiğine inanarak “Bu memleketten adam çıkmaz!” dediğinizi. Oradan birisi çıksa ve size “Nereden biliyorsun bunu? O memleketin yüz bin, üç yüz bin, beş yüz bin belki de 1 milyon nüfusu var. Kaç kişi tanıdın o memleketten? Neden böyle herkesi genelliyorsun?  dese ne diyebilirsiniz? Hiç! Bunu eskiden en çok askerde yaparlarmış değil mi? Kendisine kötü davranan komutan (onbaşısı, çavuşu) nereli ise artık o memleketten asla adam çıkmaz o kişi için. Veya tam tersi; iyiliğini gördüğü asker arkadaşı, komutanı, çavuşu nereli ise o memleketin bütün insanları şeker gibi!

Memnun olmadığı doktor, öğretmen; kendisine göre kıraati iyi olmayan cami imamı ya da müezzin; alışverişinde istediği oranda indirim yapmayan esnaf; meyvenin, sebzenin hem en mükemmelini hem de en ucuzunu kendisine vermeyen manav; ihtiyacını karşılamayan ya da haklı – haksız beklentisine cevap bulamadığı kimse kim… Genelle, etiketle, gitsin! 

Kadınlar erkekler için, erkekler kadınlar için yapıyor bu genelleme ve etiketlemeleri sıklıkla. Benim de aklımda kalan en son ve en taze örneklerden birini aktarayım izninizle:

Geçen gece sitemizin bahçesinde komşularımızla otururken saygıdeğer komşumuz Hale Hanım ilginç bir genelleme yaptı:

“Bütün erkekler araçlarını ancak 3 manevra ile park edebiliyor!”

Gülüyorsunuz değil mi? Bence gülmeyin, günlük hayatta o kadar çok örnek var ki bununla ilgili, sizin de yaptığınız veya şahit olduğunuz… Hiç kimse bu konuda kendini masum sanmasın, görmesin ve göstermesin sakın! Hepimiz farklı biçim ve zamanlarda, farklı seviye ve dozlarda yapıyoruz bunu. Çünkü bu bir hastalık… Hem de kendimizi her zaman sakınmamız gereken çok kötü, bulaşıcı bir hastalık!

Hadi gelin şimdi bu yazıya bir ara verelim ve herkes kendi “Genelleme – Etiketleme Listesi”ni yapmaya başlasın.

En çok hangi konularda genelleme yapıyoruz?

En çok kimleri, hangi hususları ya da gelişmeleri, nasıl etiketliyoruz?

Bunları ne zaman ve neden yapıyoruz?

Bunu bir düşünelim birlikte.

Aslında çocukluğumuzdan itibaren bilinçaltımıza yerleşen çeşitli kalıplar ve şemalar yaptırıyor bunu bize. Annemiz ve babamızın, çevremizin, ailemizin, arkadaşlarımızın kişilere ve olaylara verdikleri tepkiler katılaştırıyor bu yargılarımızı. Reflekslerimizi bilinçaltımız yönetiyor çünkü. Olaylara ve gelişmelere karşı zaman zaman sığındığımız bir liman adeta bu genelleme ve etiketlemelerimiz.

En başta da söylemiştik ya, tekrar hatırlatalım isterseniz:

Bütün bu genellemeler ve etiketlemeler aslında daha çok kendimizle ilgili bir perdeleme girişimidir. Kendimizi perdeleyip kusurlarımızı, eksiklerimizi örtbas etmeyi daha çok başkaları hakkındaki genellemelerimiz ve etiketlemelerimizle yaparız. Kendi günahlarımızla hesaplaşmak ve yüzleşmek yerine hemen savunmaya geçer ve başka günah keçileri arayıp bularak kendi vicdan azabımızdan kurtulmaya çalışırız.

Oysa hemen ve bugünden tezi yok, hem kendimizle hem de çevremizle ilgili; insanlar, memleketler, meslekler, kadınlar, erkekler, çocuklarla ilgili genellemelerimizden ve buna bağlı olarak yaptığımız etiketlemelerimizden kurtulmamız gerekiyor. Gerçek benliğimizi ancak böyle tanıyabilir ve nerede olduğumuzu, nereye gitmemiz gerektiğini ancak böyle fark edebiliriz…

Bunu fark ettiğimiz anda hemen “Genelleme ve Etiketleme Listemize” dönüp bakalım. Neleri, kimleri, nasıl genelleyip etiketlediğimizi görüp düşünerek harekete geçelim ve bunları azaltmaya çalışalım. Son tahlilde kendimize sık sık şunu söyleyelim:

Yeter artık! Genelleme! Etiketleme!

Etiketler: Blog

Osman GÜZELGÖZ

Uluslararası (ICF) Onaylı; Yaşam Koçluğu, Eğitim ve Öğrenci Koçluğu, Aile ve İlişki Koçluğu, Yönetici Koçluğu sertifika programlarını tamamladı. Halen bu alanlarda Profesyonel Koçluk yapmaya; konferans, seminer ve eğitim vermeye devam ediyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir