İnsanın mantığı, yüreğindeki ateşi söndürmek isteyen itfaiye görevlisi gibidir. Başka bir deyişle; sürekli olarak mantığını ön plana çıkaranlar, sevgininönlerine koyduğu zorluklardan kurtulacaklarını zannederler ve yüreklerindeki sevda ateşini mantıkları ile söndürmek isterler.

Mantık aslında bir gerekçe, bir bahane uydurma merkezidir. Sevmek, insanı sadece mümkünlüğün kıyısında gezdirip çare aratır. Mantıksa sürekli olarak olmazlandırır. İşi yokuşa sürer; menfaatini düşünen kötü kamu görevlileri gibi… Nasıl olabileceğini, nasıl sevilebileceğini söylemez mantık. Sevgi eğer onun keyfini kaçıracaksa mümkünsüzlük üzerine yoğunlaştırır söylemlerini ve zorlukları, acıları göstererek savunma yapar sevmemek üzerine.

Mantığının, yüreğindeki ateşi bastırıp külleyeceğini sananlar da kendi kendileri için olumlu şartlar arar ve mantıklarına göre olumsuzgörünen gelişmelerin önünü kesmeye çalışırlar. Zaten insan, mantığının bu gümrük duvarını aşmadan da gerçekten sevebilemez, eşsiz bir sevgi yaşayabilemez.

Bu mantık, insana yolun sonunu gösterir ve “şart, eğer, çünkü” ifadeleri ile sürekli olarak muhtemel olumsuzluklardan bahseder. Yani “Seni sevebilmem ve senin için fedakârlık yapabilmem; şartların uygun olması, daha doğrusu şartları mantığımın kabul etmesi ile mümkündür!” gibi bir düşünce çıkar ortaya.

“Bu sevginin ya da yolun sonunda acı, gözyaşı, hasret, gurbet … olmayacaksa eğer, seni sevebilmeyi düşünebilirim!” fikri gelişir mantığın tutsağı olmuş insanda.

“Seni sevebilirim; fikirlerine, sevgine, yüreğine değer verebilirim çünkü bu yolun sonunda herhangi bir zorluk, güçlük, imkânsızlık görünmüyor!” tarzında bir yaklaşım belirginleşir mantığında insanın.

Divan Şairi Fuzûlî,bunu o kadar mükemmel bir berceste ile sunmuş ki! Bu konuda yazılabilecek kitapları adeta iki mısraya sığdırmış Koca Şair:

Ey Fuzûlî ışk men’in kılma nâsihden kabûl
Akl tedbîridür ol, sanma ki bir bünyâdı var.

(Ey Fuzulî! Nasihatçi “mantığının” aşkı engellemesini kabul etme, uyma ona.
Onun nasihati aklın tedbiridir, sanma ki sağlam bir temeli var.)

Tıpkı Fuzûlî’nin söylediği gibi mantık, hiçbir zaman yürek sıcaklığında akan sevgi ırmaklarının önünü kesememiş, sevda ateşlerinisöndürememiş, her şeye rağmen sevmek isteyenleri yollarından döndürememiştir. Çünkü sevgi, şartların uygunluğunu beklemeyi, eğer ve çünkülere dayalı yaklaşımları kabul etmez.

Sevgi; katlanmak, tahammül etmek, hesap kitap yapmak değildir asla!

Seveceksen seversin; bütün imkânsızlıkları da güçlükleri de yolun sonunu da düşünmeden.

Böyle bir sevginin diğer adı da çiledir, fedakârlıktır, sevdiğinde fani olabilmektir zaten.

Böyle bir sevmek; hasret ve gözyaşları ile insanın içinin kirlerini yıkamasıdır.

İnsanlardan bir insan olmanın ötesine geçerek, sıradan insan olmanın dışına çıkarakyücelmektir böyle bir sevmek.

Sevgisini dağlara, taşlara, yeryüzü ve gökyüzüne, çiçeklere, ırmaklara yazdırmak; kurtlara, kuşlara, tüm insanlara ezberletmektir esas olan.

Esas olan Ferhat olup dağları delmektir, Şirin için…

Kerem gibi yanmaktır Aslı’nın sevgisi uğruna…

Leyla olup Mecnun’un yüreğine düşmek ve orada erimektirsonsuza kadar; eğerleri, çünküleri,  şartları düşünmeden.

Daha da ötelere gidebilmek; Mecnun’u da aşıp Fuzuli gibi söyleyebilmektir belki de:

Mende Mecnûn’dan füzûn âşıklık isti’dâdı var
Âşık-ı sâdık menem Mecnûn’un ancak adı var.

(Bende Mecnun’dan daha çok âşıklık kabiliyeti, yeteneği var.
Sevgide, sadakat gösteren “asıl” âşık benim, Mecnun’un ancak adı var.)

Yunus olmak değil midir önemli olan?

Yunus olmak ve şartlar ne olursa olsun “Bana Seni gerek Seni!” diyebilmek değil midir böyle bir sevmek?

Evet… Ben böyle düşünüyor ve inanıyorum.

Böyle sevdim… Böyle seviyorum…

Böyle sesleniyorum her şeye rağmen sevmek adına:

Ey Sevgili…

En Sevgili…

Ben olumsuzluklardan korkmuyorum Seni severken.

Şartların uygunluğunu aramıyorum.

Bazı unsurların derinliği, mantığın jandarmalığı, engel gibi görünen yıllar, yollar, kullar ürkütmüyor beni.

Yolun sonunda bir ümit ışığı görüyorum Sana kavuşmak için.

Sevdanın ateşini mantık kuruluğu ile söndürmek ve kendimi Senin yolundan döndürmekistemiyorum.

Hani demiştim ya bir zamanlar:

Ölüm korku mudur hasretlisine

Öteyi bilendir koşarak gelen…

Ve…

Ben Seni “her şeye rağmen ve her şeye değer bularak”seviyorum…

Yüreğimi kardelen çiçekleri ile doldurup sevgi sıcaklığı ile akan ırmaklara boşaltıyorum; denizlere, okyanuslara ve Sana ulaşsın diye.

Bir koca bebek saflığıyla çıkıyorum Seninle sevgi yamaçlarını.

Koca bir çınar gibi kol kanat geriyorum yüreklerimize ve her şeye rağmen sevgimize.

Düşe kalka yürüyorum, Sana emekliyorum.

Gözlerim yollarda, kulağım seste;

Seni bekliyorum…

Etiketler: Blog

Osman GÜZELGÖZ

Uluslararası (ICF) Onaylı; Yaşam Koçluğu, Eğitim ve Öğrenci Koçluğu, Aile ve İlişki Koçluğu, Yönetici Koçluğu sertifika programlarını tamamladı. Halen bu alanlarda Profesyonel Koçluk yapmaya; konferans, seminer ve eğitim vermeye devam ediyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.