Çeşitli deneme ve başarısızlıklardan sonra insanda oluşan “Artık olmuyor! Yapamıyorum! Ben bunu asla başaramam! Olmuyorsa o zaman vazgeçeyim!” hislerinin ve bunlarla bulaşıp bünyemize yayılan negatif alışkanlıkların adıdır “Öğrenilmiş Çaresizlik”

Sonucu değiştiremeyeceğine kendini inandırmak; tepki, eylem ve girişimlerinin sonuca ulaşmadığını görmesiyle birlikte insanda oluşan bir ruh halidir aslında. Öğrenilmiş çaresizlik bizi çoğunlukla atalete, ertelemeye, vazgeçmeye, ümitsizliğe, kendi potansiyelimizle başaracaklarımızı görememeye iter ve kendimize olan inancımızı yitirmemize, özgüvenimizin azalmasına, özsaygımızın zedelenmesine sebep olur.

Bu konuda yapılmış pek çok araştırma ve söylenmiş birçok söz var. Öğrenilmiş çaresizlik durumunu daha net ifade edebilmek için çeşitli kaynaklardan derlediğim bilgileri kısaca aktarayım:

Öğrenilmiş çaresizlik, Martin Seligman’ın öğrenme ve korku arasındaki ilişkiyi incelerken Ivan Pavlov’un klasik koşullanma deneyinden yola çıkarak araştırıp ortaya koymaya başladığı bir teoridir…

***

Seligman ve meslektaşları, köpeklerle birlikte başladıkları deneylerde, ilk fazda hoş olmayan bir durumdan kaçma seçeneği verilmeyen köpeklerin çaresizliğe şartlandıklarını; deneyin ikinci fazında hoş olmayan bir durumdan kaçma seçeneği verildiğinde de bu fırsatları kullanmadıklarını gördüler. Deneyler kediler, fareler ve balıklar ile sürdürülerek benzer sonuçlar elde edildi.

***

Ne kadar ders çalışırsa çalışsın sınavdan düşük not alan bir öğrencinin, “Nasıl olsa yüksek not alamayacağım.” düşüncesiyle ders çalışmaktan vazgeçmesi öğrenilmiş çaresizlik belirtisidir.

***

Öğrenilmiş çaresizlikte pasiflik söz konusudur. Ayrıca öğrenilmiş çaresizlik içerisinde olan birinde, pekiştireç ve cezadan kaçmaya isteksizlik vardır. Aslında bir nevi depresyon olarak algılanan öğrenilmiş çaresizlik, bunalımdaki insanların çaresizliği öğrenmesi sonucu meydana gelmektedir. Bu tip insanlar depresif durumda oldukları için hedeflerine “Ne olursa olsun yapamayacağım.” mantığıyla yaklaşmaktadır.

***

Seligman da deneyinde yirmi dört tane köpek alır ve onları üç gruba ayırır. İlk gruba “kaçış grubu” der ve bunlara düğmeye bastıklarında kesebilecekleri bir şok uygular. İkinci gruba “boyunduruk grubu” der; bu köpekler düğmeye bassalar bile şok kesilmez. Üçüncü gruptaki köpekler ise “kontrol” grubudur ve herhangi bir şoka maruz kalmazlar. Yirmi dört saat sonra tüm köpekleri kısa bir çitle iki bölmeye ayrılmış kapalı bir alana götürür ve köpeklere şok verir. Kaçış grubu ve kontrol grubu duvardan atlayıp şoktan kurtulmayı başarırken, boyunduruk grubu şoktan kurtulamaz. Bu gözlemler bilişsel psikolojinin davranışçılığın yerini almasına neden olan bilimsel bir devrim başlatır. Yani davranışlarımızı düşündüğümüz şeyler belirler, sadece görünür bir ödül veya ceza değil!

Şimdi kendi davranışlarımıza bakarak öğrenilmiş çaresizliklerimizi ve alışkanlıklarımızı daha net değerlendirebiliriz. Ruh halimize şöyle bir odaklandığımızda fark edeceğiz ki hayatımızda hep var olan bu öğrenilmiş çaresizlik durumu reflekslerimizi, davranışlarımızı, yaşantımızı, ilişkilerimizi, başarımızı yakından ilgilendirmekte ve bizi, kendimiz olabilmekten alıkoymaktadır.

Ne yaparsam yapayım olmuyor! Bu sorunu asla çözemem! Bizim hangi işimiz düzgün gitti ki bu gitsin! Ben sana söyleyeyim olmaz bu iş! Tekrar denememe gerek yok ki, zaten olmuyor! Ben bu sınavdan kesin çakacağım! Beni bu işe almazlar! Gidip gidip hep duvara toslamanın bir anlamı yok! …

Bütün bu yaklaşımlar öğrenilmiş çaresizliklerimizin bize söylettiği, içimizdeki sabotajcının direktifleridir adeta. Oysa dinlememiz gereken ses bu değil; kendi benliğimizin, sahip olduğumuz potansiyelimizin, öz kaynaklarımızın, farklılıklarımızın, azmimizin, inancımızın sesi olmalıdır.

Ne olursa olsun ben bunu başarabilirim!”  diyebildiğimiz zaman öğrenilmiş çaresizlik durumumuz ve içimizdeki sabotajcımızın sesi azalacak, biz kendimiz olabilme yolunda önemli adımlar atmaya başlamış olacağız.

Koronavirüs salgını nedeniyle evlerimizde olduğumuz bugünlerde, bu adımları atmaya başlayabiliriz. Biliyoruz ki HAYATI evlerimize sığdırmaya çalıştığımız bu süreçte hepimiz çeşitli endişe, kaygı ve korkular yaşadık; yaşıyoruz. Çeşitli şekillerde öğrenilmiş çaresizliklerimiz var ve bunlar bazı vesilelerle ortaya çıkıyor. Hepimiz için, bütün insanlık için zor zamanlar bunlar… Tam da böyle bir zamanda, tam da evlerimizde kendi kendimizle olabilme imkânı yakalamışken acaba bütün bu olumsuz tabloyu olumlu bir amaç için kullanabilir miyiz? Mesela öğrenilmiş çaresizliklerimizi ve bunların bünyemize yüklediği negatif alışkanlıkları birer birer ele alıp yeniden değerlendirebilir miyiz?

Şerden hayır, musibetten nasihat çıkarmak; olumsuzlukları olumluya dönüştürebilmek, yeni ve olumlu alışkanlıklar edinmek mümkün bence. Yeter ki isteyelim. Düşünelim. Evdeki zamanımızı farklı ve faydalı eylemlerle geçirip kendimiz ve sevdiklerimiz adına güzellikleri çoğaltalım.

Şunu da unutmayalım!

Asla çaresiz değilsiniz. Çünkü çare SİZsiniz…

Etiketler: Blog

Osman GÜZELGÖZ

Uluslararası (ICF) Onaylı; Yaşam Koçluğu, Eğitim ve Öğrenci Koçluğu, Aile ve İlişki Koçluğu, Yönetici Koçluğu sertifika programlarını tamamladı. Halen bu alanlarda Profesyonel Koçluk yapmaya; konferans, seminer ve eğitim vermeye devam ediyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.