Pandemi “küresel salgın hastalık” demek. Koronavirüs hastalığı (Covid-19) da böyle bir küresel salgına yol açtı. Şu anda dünyada bu çok önemli pandemi ile savaşılıyor. Önce Çin, sonra İtalya; İran, İspanya ve daha pek çok ülke korkunç bir kargaşa içerisinde bocalıyor. Enfekte olan ve hayatını yitiren insan sayısındaki artış hepimizde korku ve paniğe yol açıyor. Endişe, kaygı ve korku insanların paniğini de artırıyor. Bizim ülkemiz ve insanımız da aynı endişeyi, kaygıyı, korkuyu ve bunların birleşmesi ile büyüyen paniği iliklerine kadar hissediyor ve yaşıyor.

Sağlık Bakanlığımız başta olmak üzere ilgili bütün kurum ve kuruluşlar en baştan beri işi ciddiye alıp gereken bütün tedbirleri uygulamaya koydu. Yapılan bütün uyarılara, alınan her türlü tedbire rağmen; nüfusumuz, sosyal ortamlarımız, alışkanlıklarımız, reflekslerimiz, böyle çok hızlı yayılan bir virüsün bulaşmasını uygun hale getiren yaşam şartlarımız gibi çeşitli unsurları dikkate aldığımızda ülkemizdeki vaka ve ölüm sayıları (şimdilik) daha sakin karşılanabilir nitelikte.

Kuş Gribi gibi -kısmen- ulusal, Domuz Gribi gibi küresel salgınlar yaşanırken ben Sağlık Bakanlığının İletişim Koordinatörüydüm. O zaman yaşadıklarımızı iliklerime kadar şu anda da hissediyorum ve yaşanılanlar sürekli gözlerimin önünde. Bu tecrübe ile ilk günden itibaren, söyleyeceklerimi sosyal medya hesaplarımdan kamuoyu ile paylaştım. İşte o paylaşımlar:

“Kuş gribi ve domuz gribi salgınlarının iletişim süreçlerini koordine eden birisi olarak söylüyorum: Sağlık Bakanlığının süreçle ilgili bilgilendirme ve uyarılarını dikkatle takip edelim. Alınması gereken (özellikle temizlik, yakın temas ve evde izole olmak gibi) tedbirleri uygulayalım.

KKAT!

Endişe, korku ve kaygı ile oluşan PANİK SALGINI her türlü virüs salgınından daha RİSKLİDİR.

Hassasiyet ve TEDBİRE EVET.. Korku ve PANİĞE HAYIR!

Daha sonra yine sosyal medya hesaplarımız üzerinden şu paylaşımı yapmışız:

“Daha sağlıklı, huzurlu bir gelecek ümidimizi hep canlı tutuyoruz.

Sorumluluklarımızı, dünümüzü, “farkındalıklarımızı” unutmadan geleceğimizin daha aydınlık ve mutlu olmasını diliyoruz.

Bunun için önce kendi hayatımızı riske atmaktan kaçınıyor, sonra da en yakınımızdan başlayarak herkesin hayatına saygı gösteriyoruz. Çünkü biz HAYATIN bize bahşedilmiş mükemmel bir armağan olduğuna inanıyoruz.”

Herkesin virüs uzmanı kesildiği, aklı eren ermeyen herkesin bir reçete yazdığı, sosyal medya maymunlarının daldan dala gezindiği, empatinin, toplumsal bilincin, feraset ve basiretin yerlerde süründüğü, bilgi kirliliği ile insanlara korku salınan bu ortamları ve sayıları az olsa da kin ve nefretle her şeyi çarpıtıp kendine göre sonuç almak isteyen insanları gördükçe midem bulanıyor.

Bu sebeple bunlardan uzak durmak ve tamamen başka bir konuyu gündeminize taşımak istiyorum.

Şöyle ki;

Kara Veba, Veba, HIV – AIDS, İspanyol Gribi, Asya Gribi, Rus Gribi, Kolera, Ebola, Tifüs, Çiçek, Sars, Domuz Gribi pek çok küresel hastalık salgını yaşamış dünyamız. Hepsinde benzer süreçler geçirilmiş; binlerce, yüzbinlerce insan hayatını yitirmiş, aileler yok olmuş, şehirler, ülkeler, halklar büyük darbeler almış. Ekonomik açıdan altından kalkılamayacak tablolar paylaşılmış. 

Bütün bunlar nasıl bittiyse ve unutulup gittiyse, Koronavirüs pandemisi de yakında bir şekilde bitecek. Yeryüzünü kasıp kavuran, milyonlarca insanın ölümüne sebep olan; ülkeleri, milletleri adeta tarih sahnesinden silecek kadar büyük bütün pandemilerin bittiği gibi bu da bitecek. Şimdi pek çoğunu bilmediğimiz, hatırlamadığımız gibi Koronavirüsü ve sebep olduğu küresel salgını da unutacağız belki.

Peki, unutmayacağımız, unutamayacağımız, unutmamamız gereken nedir? İşte bence bu Korona salgını paniğinden başımızı az kaldırıp buna bakmamız, hazır bugünlerde evde otururken bazen başımızı iki elimizin arasına alıp bunu düşünmemiz gerekiyor.

Aslında bu pandemi sürecinin bize söylemek istediği, hepimizin duyması, hissetmesi, düşünmesi gereken başka gerçekler de var. Böyle bir kaos ortamında ortaya çıkan çeşitli hastalıklarımız, nükseden kronik ve olumsuz alışkanlıklarımız, bencilliklerimiz, dozu aşkın paniklerimiz… Yüzleşmekten korktuğumuz ama şimdi mecburen yüzleşmek durumunda kaldığımız bu gerçekler de bana göre birer pandemi! Bizi ve insanlığımızı asıl tehdit eden, yok etmeye çalışan da bu “salgınlar”.

Neler mi? İsterseniz kısaca hatırlatayım;

Böyle bir salgının yayıldığı ve herkesi tehdit ettiği gerçeği dillendirilmeye başladığında marketlerin raflarını biz yağmalamadık mı? Evlerimize özellikle gıda, ekmek, makarna, temizlik maddeleri, kolonya stoklamadık mı?

Virüse karşı direnç oluşturduğu söylenen ilaçlardan, maddelerden, terkiplerden kutu kutu almadık mı? Bunları bulmak için tanıdığımız sözüm ona ‘işe yarar’ dostlarımızı aramadık mı? Hiçbir bilimselliğe dayanmayan tavsiyeleri hemen uygulamaya başlamadık mı?

Virüs salgını ile mücadelenin ilk günlerinde bu ülkede (sadece İstanbul’da) sahte içkiden hayatını kaybedenlerin sayısı 30’u buldu. Sahte içki, dezenfektan, kolonya sahtekârları da bizim ülkemizin insanı değil miydi?

Kulluk kazanımlarımızı artırmak, sevap hanemizi bireysel olarak zenginleştirmek için gittiğimiz Umre gezisinden dönerken 14 gün kuralına uymayan, karantinalardan kaçmaya çalışan, böylece sorumluluğu bize verilmiş olan hayatımızı ve bizimle birlikte pek çok insanın hayatını tehlikeye atan biz değil miyiz? Kul hakkının en kutsal hak olduğunu bile bile, taşıdığımız virüsleri başkalarına da bulaştırmaktan imtina etmeyerek en büyük kul hakkı ihlallerini biz yapmadık mı?

Virüsün bulaşmasını önlemek üzere önerilen en önemli tedbir temizlik, hijyen (özellikle el temizliği), mesafe ve yakın temastan kaçınmak ve evde kalmaktır ikazları ile Cuma namazlarına, sonra da birlikte kılınan vakit namazlarına son verilmesi gerektiği istendiğinde bazı sözüm ona dindarlarımız cami kapılarına gidip “İlla da camide ve birlikte namaz kılacağız!” demedi mi?

Virüsün yayılmasına Umreden dönenler sebep oldu diyerek her fırsatta manevi değerlere saldırmayı adet edinenler, adeta intikam hissi ile aynı hafta sonu sahillere, parklara akın edenler bu ülkede yaşamıyor mu?

Salgının en riskli yayılma döneminde kalabalık asker uğurlamaları, parklarda piknikler, tamamen ticari kaygılarla bütün branşlarda maçların tatil edilmemesi bu ülkede olmadı mı?

“Virüs 65 yaş üstü ve kronik hastalıkları olan insanlara daha çabuk bulaşıyor ve ölüm oranı bu gruptakilerde çok yüksek aman ha aman evden çıkmayın!” çağrılarına meydan okuyanlar bizim ülkemizin yaşlı başlı insanları değil miydi?

Kendilerini biraz da çaresiz ve kimsesiz hisseden ve belki de eve hapsolmak istemeyen yaşlılarımızla, büyüklerimizle bu en hassas dönemlerinde dalga geçen, onlara hakaret edip inciten ahmaklar, ahlaksızlar, manyaklar da içimizde yaşamıyor muydu bugüne kadar?

Pandemi ilk başladığında bir an önce bu ülkeden kaçıp gitmeye çalışan, sonra en iyi mücadelenin yine bu ülkede verildiğini görüp mecburen kaçmaktan vazgeçenler yok mu çevrenizde?

Bankadan nakit para çekerek evine istifleyenler var bu süreçte etrafımızda. Uydurma ve manipülatif içeriklerde insanımızı paniğe sevk etmek isteyen, günlerdir sokağa çıkma yasağı veya OHAL ilan edilecek diye çığırtkanlık yapanlar hala bu ülkenin havasını teneffüs edip suyunu içmiyor mu?

Genel bir sokağa çıkma yasağı olmadan ve OHAL uygulamasına gerek kalmadan “kendi OHALİMİZİ kendi kendimize evimizde uygulasak salgını ülkemizde kontrol altına alabiliriz” hakikatini çok iyi bilmemize rağmen buna aykırı davranma refleksimiz hala canlı değil mi?

Kendisi de çok iyi bir çocuk doktoru olan merhamet, şefkat, insaf ve basiret sahibi Sağlık Bakanımıza, aylardır neredeyse 20 saat çalışan ekibine, işinin ehli ve tamamen bağımsız bilim adamlarından oluşan Pandemi Bilim Kurulu’na her vesile ile saldıran veya eleştirenlerin çoğu bu ülkede siyasetçi, aydın veya bilmem ne olarak geçinmiyor mu?

Daha neler neler sayabiliriz… Sayabilirsiniz…

Bütün bunlar da salgın hastalık değil mi? İnsanlığımızı kemiren, yiyip bitiren virüs salgını değil mi bunlar da? Corona pandemisi yakında çekip gidecek bu ülkeden. Ama bu utanç verici virüsler bizimle kalacak. Aramızda yaşayacak… yaşamaya devam edecek maalesef.

Lütfen ama lütfen kendimize gelelim. Aklımızı başımıza alalım. Yüreğimizi, duygularımızı bir kere daha gözden geçirelim. Bizden istenenlere, alınması gereken tedbirlere riayet edelim. Evlerimizden çıkmayalım. Virüs ne bize bulaşsın ne de biz virüsleri kimseye bulaştıralım. Bu süreci “kendimizle” buluşarak, ihmal ettiklerimizi düşünüp bularak; okuyarak, izleyerek, dinleyerek, yakınlarımızı, dostlarımızı telefonla arayarak değerlendirelim. 

Ben kendi sorumluluğumun gereğini en başından beri yerine getiriyorum. Bir sokak ötemde oturan kızıma, damadıma bile gitmiyorum. Torunlarımı görmeye gitmiyorum. Onlar da bize gelmiyor. Evimde sakin bir biçimde süreci takip ediyorum. Daha çok okuyorum. Film izliyorum. Yazıyorum. Müzik dinliyorum. Özlediklerimi telefonla arıyorum. Görüşmek istediklerimle görüntülü görüşüyorum. 

Sosyal medya hesaplarımdan defalarca söylediğimi tekrar söylüyorum:

“Kuş Gribi ve Domuz Gribi salgınlarının iletişim süreçlerini koordine eden birisi olarak söylüyorum: Sağlık Bakanlığı’nın süreçle ilgili bilgilendirme ve uyarılarını dikkatle takip edelim. Alınması gereken (özellikle temizlik, yakın temas ve evde izole olmak gibi) tedbirleri uygulayalım.

KKAT!

Endişe, korku ve kaygı ile oluşan PANİK SALGINI her türlü virüs salgınından daha RİSKLİDİR.

Hassasiyet ve TEDBİRE EVET.. Korku ve PANİĞE HAYIR! 

Etiketler: Blog

Osman GÜZELGÖZ

Uluslararası (ICF) Onaylı; Yaşam Koçluğu, Eğitim ve Öğrenci Koçluğu, Aile ve İlişki Koçluğu, Yönetici Koçluğu sertifika programlarını tamamladı. Halen bu alanlarda Profesyonel Koçluk yapmaya; konferans, seminer ve eğitim vermeye devam ediyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.